Mizahın tahammülsüzlüğü

Aydoğan YILMAZ

Hayata yönelik güldürü unsurlarını zekice kullanarak çeşitli formlarda yansıtan mizah sanatı insanlık tarihiyle yaşıttır. Özellikle hiciv yoluyla gündelik sorunlara ve politik olana yönelik üretilen mizahi söylem ve pratikler -tarihsel olarak bakıldığında da- baskıcı yönetimler tarafından tahammül edilemez bir sanat olarak görülmüştür. Mizahın bu tahammül edilemez yanı onun, duygusal olandan çok akli olana yakınlığı ve toplumsallık barındırmasıdır.

Akıl aracılığıyla içinde bulunduğu kültürel kodlara, gündelik sorunlara ve siyasete yönelik oluşturulan mizah hem güldürür hem de düşündürür. Mizahın bu akli yanı, siyasetin kaotik ve izaha muhtaç çıkmazları üzerindeki illüzyonun görünür kılınmasını ve toplum üzerindeki apolitikleşmenin önüne geçilmesine yönelik bir farkındalık sağlar. Bu farkındalık ise baskıcı ve özgürlük karşıtı rejimlerin hoşuna gitmez.

Günümüz dünyasının siyasal konjonktürü üzerinden değerlendirdiğimizde, demokrasiden sapan otoriter rejimlerde, hâkim söylem üzerinden oluşturulan kültürel hegemonyanın dışına çıkan her türlü sanatsal pratiğin baskılandığını görmekteyiz. Kamusal alanda etki gücü olan gazeteci, akademisyen, yazar ve sanatçı gibi birçok insanın -hâkim söyleme ve hegemonyaya yönelik söylemde bulunduklarında- ifade özgürlükleri askıya alınmaktadır. Popülist söylemlerle oluşturulmuş, sivil toplum üzerindeki izaha muhtaç çıkmazları ve sorunları işaret eden kim olursa ülkelerin siyasal iklimleriyle uyumlu yol ve yöntemlerle hizaya getirilmeye çalışılmaktadır.

Türkiye’de de son yıllarda demokrasi ve hoşgörü kültürüyle bağdaşmayan uygulamalar yaygınlık kazandı. Medya ve düşün dünyası kadar sanat ve mizah da bundan payını alıyor. Böylesi bir siyasal iklimde kamusal alan üzerinde oluşturduğu hâkim değerlere atıf yapmadan, onları sahiplenmeden, ortak düşmanları görünür kılmadan ya da bunlara hiç değinmeden, etrafından dolaşarak, amiyane tabirle suya sabuna dokunmadan yapılmazsa mizah tehlikeli görülüyor. Bunun yansıması olarak eleştiri ve hiciv yoluyla düşüncelerini paylaşan mizah sanatçılarının yargı sopasıyla ve çeşitli baskı politikalarıyla susturulmaya çalışıldığına ve medyadan uzaklaştırıldığına tanık olduk.

Demokrasilerde ifade ve eleştiri özgürlüğü kadar itiraz hakkı da esastır. Bu yönüyle bakıldığında mizah, salt bir komedi unsuru değildir; aynı zamanda siyasal, kültürel ve toplumsala yönelik sorgulayıcı bir ifade biçimidir. Eleştirel gücüyle toplumsal farkındalığı, politik bilinci arttırır ve apolitikleşmenin önüne geçerek hayatın problem çözme yönüne katkı sağlar.

Bu durumda, cevaplanması gereken bazı sorular ortaya çıkıyor. Demokrasinin ve özgürlüklerin olmadığı toplumlarda yaratıcılık gelişebilir mi? Sanata, sanatçıya, gazeteciye, akademisyene, yazara… yönelik eleştiri ve hoşgörü sınırlarımızı geliştirmezsek, refah seviyesi yüksek ve gelişmiş bir toplum olabilir miyiz? Çözüm George Orwell’in ifade ettiği kadar basit aslında: ‘’Özgürlük, iki artı ikinin dört ettiğini söyleme özgürlüğüdür’’.