Özlem BERKİT
Şimdi bu yazıyı okuyanların yüzde doksanı oha(!) yani kadının derdine bak diyecek. Oysa bu durum benim günlerdir uykumu kaçırıyor. Vicdanımla cüzdanım arasındaki meydan harbi beni parça parça edip bütün hayatımı, yaşadığım ülkeyi, sistemi, dinleri, ahlakı bir kez daha sorgulamama neden oluyor.
Efendim durun anlatayım da bana ne kadar sövüyorsanız sövün, bari siz rahatlayın. Benim bir köpeğim var adı Çapi, 2015 doğumlu gezi olayları sırasında doğduğu için adını çapulcudan esinlenerek Çapi koyduk. Bir Maltesse Terrier. Tabii ki satın almadık. Sahiplendik. Bize geldiğinde 2 aylıktı, sahiplendiren hanım Kadıköy’de oturuyordu biz Sarıyer’de. Yol uzun trafik de sıkışık olunca Çapi’yi yol tuttu. Kustu da kustu. Bu kötü yolculuktan mıdır anasından ayırdığımızdan mı bilmem eve gelir gelmez kanepenin altına girdi ve günlerce de çıkmadı.
Yeni boşanmıştım kızım henüz küçüktü, oğlum yurt dışında okuyordu ve ben vardiyalı çalışıyordum. Gece nöbetine gittiğimde kızım evde yalnız kalıyordu ve korkuyordu. Hem ona yoldaş olur hem de evimiz benim büyüdüğüm bol köpekli eve benzer diye edinmiştik Çapi’yi.
Fakat o kötü yolculuk sonrasında oluşan tavır, kanepe altı yıllar geçtikçe değişti diyeceğim sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Değişmedi, Çapi ne bebekliğinde ne gençliğinde ne de olgunluğunda cana yakın bir köpek oldu. Dolayısıyla kızımın öğle kucağında yatacak, onun en yakın arkadaşı olacak sevimli hayvan dostu hayali, önce hayal kırıklığına sonra da uzaklaşmaya dönüştü.
Çapi’yi gezdirme, besleme, sağlığıyla ilgilenme görevi tamamen bana kaldı. Zaman içinde Çapi benim ben Çapi’nin olduk. Aramızda bir dil gelişti, birbirimizi anlar olduk. İşe gittik, tatile gittik, ben nereye o oraya gezdik durduk. Karda, yağmurda, mutlulukta, hüzünde beraber yürüdük. Beni bazen annesi, bazen arkadaşı, bazen eşi yerine koydu. Ben de onu. Bu arada aşıları, iç dış parazit uygulamaları dışında bir de kısırlaştırma ameliyatı haricinde veterinere pek de işimiz düşmedi. Çapi’nin veterineri tam da onunla yaşıt genç bir veteriner hekim. Yıllar içinde Çapi yaş aldıkça veteriner hekimimizin muayenehanesi bir kliniğe dönüştü hasta sayısı arttı, yanında çalışan genç veteriner sayısı 5’e çıktı. Muayene ve uygulama ücretleri de buna paralel arttı da arttı.
Çapi kliniğin 4 numaralı hastasıydı dolayısıyla nazımız belli ölçüde geçiyordu, ufak indirimler alıyorduk ama artık kendi veteriner hekimimizi bulmak hayal olmuştu, her gittiğimizde bir başka hekimle baştan başlıyorduk anlatmaya. Bu durum beni biraz rahatsız ediyordu ama katlanılmaz değildi. Biz bu ülkede her çeşit zorluğun, haksızlığın üstesinden gelerek yaşamaya fena halde alıştığımız, kabul eşiğimiz don lastiğine döndüğü için sesimi çıkarmıyordum. Aman ablacığım en büyük derdin bu olsun dediğinizi duyabiliyorum, belki de haklısınız. İnsanların devlet hastanelerinde bir görüntüleme için aylarca beklediği bir ülkede sen köpeğinin derdine düşmüşsün derseniz bir ölçüde haklısınız. Ama haklı olmadığınız nokta Çapi’nin artık ailenin bir ferdi olduğu.
Çapi 10 yaşına geldiğinde o hırlar ben onu sevmeye çalışırken göğüs bölgesinde elime fındık büyüklüğünde bezeler geldi. Daha ne olduğunu anlayamadan bunlar peş peşe patlayıp içlerinden kan çıkmaya başladı. Kaptığım gibi veterinere götürdüm.
Kan tahlilleri yapıldı, ultrason ile bakıldı, elle muayene edildi ve yüzde doksan kanser olduğu acilen ameliyat edilmesi gerektiği söylendi. Bezelerden parça alınıp patolojiye gönderilebilirdi ama sonucun çıkması bir, iki ayı bulabilirdi o zaman da çok geç olabilirdi. Bize söylenenler bunlardı. Mahvolduk ağladık, telaşlandık ne yapacağımızı bilemedik. Neyse efendim süreç hızlıca başladı. Hemen ertesi gün Çapi için aslında uzman olmayan ama çok yaptığı için uzmanmış gibi kabul edilen bir kalp doktoru, gelip ameliyata kalbinin dayanıp dayanamayacağına bir asgari ücret karşılığı baktı. Ameliyat için vize çıktı. Bir sonraki gün de muayenehanede Çapi, karnı yarık gibi baştan sona kesildi.
Bir gün de yoğun bakımda kaldı ve bize artık eve götürebileceğimiz söylendi. Ameliyattan çıktığında üzerinde penye bir korse vardı. Öyle korse deyip geçmeyin, Beymen’den alınmış mübarek iki kişinin Boğazda mükellef rakılı yemek parası. 2024 yılında bir veteriner kliniğinde yapılan operasyonun bedeli 2009 model otomatik bir Micra fiyatı. Bende böyle bir servet yok. Yutkundum kaldım. Köpeceğimizi kanserden kurtardığımızı düşündüğümüz ve veterinerimize şükran duyguları ile kendimizi borçlu hissettiğimiz için mos mor bir halde kaç taksitte ödeyebileceğimizi çekine çekine sorduk. Bozuldu tabii ama ne yapsın baktı ben de o yok, çarptı böldü bir rakamda anlaştık. Ben taksit taksit ödedim. Sevdiceğimin doktor masrafını.
Günler sonra patoloji sonucu elimize ulaştı. Kanser değildi. Kortizon tedavisiyle iyileşebilecek yangılı dermatitdi.
Ölür müsün, öldürür müsün?
Ne öldük ne öldürdük ama Türkiye’deki hayvan sağlığı sektörüyle ilgili safiyane düşüncelerim yerle yeksan oldu.
İki yıl geçti Çapi’de yine bu yangılı dermatitler baş gösterdi. Bu süreçte kendimi kandırılmış hissettiğim için bir başka veterinerde şansımı deneyeyim dedim.
Sordum soruşturdum. bizim sitede oturan ve çok yakın bir klinikte çalışan bir veteriner önerdiler. Arayıp gittik. Ultrasonla baktı dalağında bir kist olduğunu ve hemen ameliyat olması gerektiğini söyledi… Ama bu kez tufaya düşmedim, en azından kafayı toplayıp araştırma yapmak istediğimi söyleyerek ayrıldım.
5 ayrı veteriner kliniği ile görüştüm fiyat aldım, Avcılardaki İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni aradım bir umut belki daha vicdanlı bir mali tablo çıkar önüme dedim ama nafile. Her birinden aşağı yukarı ayni rakamlar geldi. Dünya için küçük benim için çok büyük bir servet. Üstelik üniversite hastanesi doktorlarının hepsi izindeymiş 2 ay sonra götürürsem bakabilirlermiş de mişmiş… Oysa aradığım bütün özel kliniklerde ameliyatları bu üniversitenin hocalarının yapacağı söyleniyor. Demek neymiş hocalardan bize kalmamış.
Şimdi gelelim asıl meseleye evcil hayvan beslemek lüks bir tüketim mi, parası olmayanın can yoldaşı bağıra çağıra acı içinde ölüme mi terk edilecek. 2026 da gide gide bu kadar mı yol gittik. Ne devlet ne belediye ne de ücretsiz başka bir hastane, klinik var. Bu ne yahu bendeniz bu ülke topraklarında çok büyük zorluklarla okumuş iki memurun çocuğuyum. Devletin okullarında okudum sınavla iş sahibi oldum. İyi niyetli, doğrudan, adaletten dayanışmadan yana durdum. Sanat sepet ruhumu inceltti de yetti artık nasıl yaşamak istediğimi biliyorum. Kavga, dövüş bağırış çağırış, sille tokat dayak istemiyorum. Çok basit kendim, çocuğum, hayvanım için sağlık, adalet, hukuk ve huzur istiyorum istiyorum tutturuyorum, hâlâ istiyorum.
Araştırmalara devam. Bulacağım bir insan evladı veteriner ama ben çok üzgünüm. Bu ülkede tekrar tekrar hayal kırıklığına uğramaktan, kadın düşmanlığından, çocuk nefretinden, orman katlinden, toprak talanından, hayvan sevmezlikten yorgunum, tıpkı siz gibi.
Eğer Çapi’yi merak ederseniz, o başka bir yazının konusu olacak.
