Engin BAŞCI
Türk siyasetinde son dönemde daha önce görülmeyen bir yoğunlukla parti değiştirmelere tanık oluyoruz.
Milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri onlara oy veren seçmenlerin iradesini hiçe sayarak parti değiştiriyorlar.
Hem de seçilirken savundukları siyasi ilke ve düşüncelerden saparak, halktan oy isterken söyledikleri sözleri unutarak, eleştirdikleri siyasi parti ve harekete katılarak bunu yapıyorlar.
Bir siyasetçinin partisini değiştirmesi onun bireysel kararı ve tercihi olabilir.
Zamanla siyasi fikirleri de değişebilir.
Bu anlaşılır bir durumdur.
Ancak o siyasetçi seçilmiş bir kişiyse işin bu noktasında bir siyasi etik ve vicdan açısından ciddi sorun ortaya çıkıyor.
Bir de olayın siyaseten hesap verme yönü var ki burada öncelikle yanıtlanması gereken soru şu; o siyasetçiye verilen oylar gerçekte kime aittir?
Örneğin genel seçimlerde seçmenler milletvekili adayının kim olduğuna bakarak mı oy veriyor, yoksa o adayın temsil ettiği siyasi partiye mi?
O milletvekilinin seçilirken aldığı oylarda liderin hiç mi rolü yok?
Örneğin, belediye meclis üyeleri…
Seçmen belediye meclis üyeliği için oy atarken seçtiği adayı tanıyor mu?
Belediye başkanlarının durumu burada diğer bu iki seçilmiş siyasilerden biraz farklı.
Kampanyalarda siyasal kimlikleri ve kişilik özellikleri öne çıkıyorlar, kampanyanın ana aktörelerinden biri olarak halktan oy istiyorlar.
Bu önemli; ancak onlara verilen oyların tamamının onlar için verildiğini söylemek de zor.
Aday oldukları siyasi parti ve lideri de onların oylarında ciddi bir paya sahip.
O yüzden seçilirken halkın verdiği oyları kendilerininmiş gibi alıp gitmek halkın iradesini halka rağmen başka bir yapıya taşımak anlamına gelir ki bunun adını siz koyun.
***
Bu konu aslında üç açıdan değerlendirilip sorgulanabilir.
İlki partisini değiştiren seçilmiş siyasetçi açısından.
Burada sorun tamamen siyasi etik (ahlak) ve vicdanın konusu.
O siyasetçinin halkın iradesini kendi iradesiyle bir tutma, hatta kendi iradesini halkın iradesinin üstüne koyma hakkını kendinde görmesi.
Bu durum demokrasi kültürü ve siyasi etik açıdan son derece sorunlu.
Aslında her iki unsurun da beslendiği yer vicdan.
Bir siyasetçi vicdanı gerektiğinde vazgeçilebilecek bir lüks olarak görmeye başlarsa değerler kulesinin temellerine dinamit döşemiş olur.
Vicdanı lüks gören bir siyasetçinin halka hesap verme kaygısı olabilir mi?
Zor…
Böylesi bir kişilik için halka sormadan ve onun onayını almadan seçilmesine neden olan iradeyi başka bir siyası çatıya taşıması kendisine doğal gelebilir, ama değildir.
Yasal olabilir ama etik midir?
***
İkincisi sorgulama halk, yani seçmen açısından yapılması gerekir.
İnsanlar bir siyasetçiye kişilik özellikleriyle birlikte temsil ettiği siyasi değerler ve verdiği sözlere bakarak da oy veriyor.
Burada siyasetçinin parti aidiyeti ön plana çıkıyor. O partiyi destekleyen kitlelerin önemli bir kısmı aday kim olursa olsun partiye oy atıyor.
Aday siyasetçi de kampanya sırasında üyesi olduğu partinin programı ve vaadlerine uygun bir çalışma yürütüyor.
Verdiği sözler temsil ettiği siyasi partinin kampanyasıyla örtüşüyor.
Sandık önüne geldiğinde tüm bunları değerlendiren seçmen hizmet almak ve kendisini temsil etmek üzere siyasetçiye oy veriyor ve onu göreve getiriyor.
Bu aslında bir sözleşmedir.
Siyasetçinin bu sözleşmeyi tek taraflı ihlal etmesi halkta bir kandırılmışlık duygusu yaratabilir.
Bu insanların siyasete ve siyasetçiye güvenini de zedeler.
Seçmenin kendini değersiz gördüğü bir sitemde demokrasi de yara alır.
***
Parti değiştirmeler siyası partiler açısından da bir sorgulama gerektirir.
Çünkü siyasi partiler de kurumsal yapılar olarak halka hesap vermek durumundadır.
Çoğulcu, özgürlükçü ve katılımcı demokrasilerde hesap sadece sandıkta verilmez.
Öyleyse siyasi etik konusu siyasetçiyi kadar siyasi partileri ve yönetimlerini de bağlar.
Bu açıdan kendi iradesini halkın iradesi üzerinde görebilen bir kişi neden ve nasıl aday gösterilmiştir?
Daha da ötesi böyle bir kişiyi diğer parti kendi bünyesine nasıl kabul edebilmektedir?
Bu siyaseten açıklama isteyen bir durumdur.
Seçilmiş bir siyasetçiyi kendi partisine kabul eden bir siyasi parti aslında kendine verilmemiş oyları kendi oy tablosuna katmaktadır.
Kalkın kendine vermediği bir siyasal gücü seçim dışı bir yöntemle elde etmektedir.
Bu demokrasi kültürü ve siyasi etik açısından sorgulamaya açıktır.
***
Öyleyse ne yapmak gerekir.
Halkın iradesini güvenceye almak ve demokrasi kültürünü kurallar zemininde güçlendirmekten başka çare yok.
Çünkü demokrasiyle şekillenen hayatımızı siyasetçilerin keyfiyetine bırakılamayacak derecede önemlidir.
O hayat içinde her birimizin yaşam alanı ve özgürlüğü filizlenir.
