Bir siyaset senaryosu: Gizli ortaklık alenileşiyor ve Cumhur İttifakı’na yeni ortak mı geliyor?

Engin BAŞCI

Size bir siyasi senaryo anlatacağım.

Gerçek ile kurmaca arasında gidip gelen bir hikâyesi olduğu için bir varmış bir yokmuş diye başlayacağım.

Çünkü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Kılıçdaroğlu feragat etmeli” açıklaması ile mutlak butlan kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun “iktidara yürüyeceğiz” sözlerini yan yana getirdiğinizde masalsı bir hikâyeye konu olabilecek tuhaf düşünceler akla geliyor.

Bu sözlerin sonrasında yaşananlar da bu düşünceleri pekiştiriyor.

Acaba Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’si Cumhur ittifakının yeni ortağı mı olacak? 

Ya da ittifakta MHP ile yer mi değiştirecek?

Olur mu demeyin, öyle bir dönemden geçiyoruz ki her şey olabilirlik sınırları içinde…

Artık bu ülkede anormal normalleşmeye, tuhaf olan sıradan hale gelmeye başladı.

Mutlak butlan kararı alan mahkemenin Anayasayı ve Yüksek Seçim Kurulu’nu by pass ederek kendine tanınmayan bir yetkiyi kullanması bunun son örneği.

YSK’nın da yapılan itirazı biçimsel bir gerekçe üreterek reddetmesi de bir başka tuhaf durum.

Gelelim senaryoya…

***

Siyaset sahnesinde epeydir konuşulan oyun sahneye konulur.

Başlarda ihtimal verilmeyen mutlak butlan kararı son dönemde ciddi ciddi konuşulmaya başlanır.

Bu dönem Terörsüz Türkiye Süreci’nin bekleme odasına alındığı, MHP’nin bu konuda yeni adımlar atılması yönündeki açıklamalarının kulak arkası edildiği, ittifak ortakları arasında görüş ayrılıklarının dillendirildiği günlere denk gelir.

İttifak ortakları arasındaki anlaşmazlık ve uyumsuzlukların yargı üzerinden yürütülen soruşturmalar ekseninde de derinleştiği siyasi kulislerde konuşulanlar arasındadır.

Mutlak butlan kararı arefesinde küresel finans şirketi BlackRock Başkanı Laurence Douglas Fink’in Türkiye’ye gelmesi ve Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesi de bu süreçte dikkat çeker.

Çünkü Türkiye içinde bulunduğu krizin içinden çıkmak için yatırımcı aranıyordur.

Siyaseti alt üst eden kararın çıktığı gün Mehmet Şimşek’in Londra’daki temasları da bunun içindir.

Ama ortalık toz dumandır. Demokrasiden otokrasiye doğru bir gidişten söz edilmektedir.

Özellikle Avrupa ülkelerinin bu yönde ciddi endişeleri vardır.

Tüm bu süreç içerisinde Türkiye’deki hukuk devleti ve demokrasi görüntüsünün yenilenmesi, bu konuda yabancı yatırımcıda oluşabilecek şüphelerin giderilmesi gerekiyordur. 

Bu anlamda ana muhalefetin desteği önemlidir.

AKP iktidarda olmalı, CHP onu desteklemelidir.

Ama nasıl?

Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu tasfiye edildiği CHP ile bu görüntü yaratılabilir, yeni yönetimi ve kadrosuyla CHP Cumhur İttifakı’nın yeni ortağı olması için uygun ortam oluşturulabilir.

Böyle bir durum hem AKP iktidarının ömrünü uzatır, hem de dış dünyaya CHP’nin de desteğini almış iktidar mesajı verilmiş olur.

İktidarın yabancı sermaye için yaratmakta zorlandığı “güvenli liman” görüntüsü yaratılır.

Demokrasi mi?

O gerektiğinde inilecek gerektiğinde binilecek bir trendir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği kurultay sonrası takındığı tepkisel duruş, iktidara yakın medyanın bu duruşu yorumlayış biçimi ve ona verdiği destek bu yolu açabilecek ortam için uygun gelişmelerdir.

Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu yıllardaki bazı uygulamaları da AKP iktidarının gizli ortağı gibi hareket ettiği düşüncesini gündeme getirir. 

Örneğin mühürsüz oyların kabül edilmesi karşısında gerekli direncin gösterilmemesi.

Ekmelettin İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı yapılması.

Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında sergilenen gönülsüz tutum.

Mecliste dokunulmazlıkların kaldırılmasına “evet” denmesi.

Özelleştirmeler karşısında gerekli direncin gösterilmemesi, bazı yasaların Anayasa Mahkemesi’ne götürülmemesi.

Adeta bir gizli ortaklık düşüncesi doğuran bu tutum pekala aleni bir işbirliğine dönüştürülebilir.

Sonuçta bu bir siyasi mühendislik işidir.

İyi kurgulanırsa kitleler de ikna edilebilir. Bölünmüş bir CHP olsa bile, hatta tabela partisi düzeyine inse bile CHP ismi iktidarın yaratmak istediği görüntüyü besleyebilir.

DSP’nin Cumhur İttifakı içinde yer almış olması gibi…

Olmaz denilenin olduğunun defalarca görüldüğü bir ülkedir Türkiye…

Tüm bu süreç içerisinde bugün yarın derken CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada “tedbirli mutlak butlan” kararı verilir.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, Özgür Özel’i genel başkanlıktan uzaklaştırır ve bu görevi Kemal Kılıçdaroğlu’na verir.

Ancak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli öteden beri mutlak butlan kararına mesafelidir ve bu yöndeki görüşlerini değişik vesilelerle kamuoyu ile paylaşmıştır.

Bu düşüncesinin altında AKP’nin MHP yerine yeni bir partner arıyor olabileceği endişesi yatabilir.

Mutlak Butlan kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlıktan feragat etmesi yönündeki açıklaması bu açıdan da yorumlanabilir.

Yani bu açıklama yeni CHP’ye ittifak ortaklığını kapatmak için yapılan bir hamle olarak görülebilir.

Ya da MHP’de sıkça görülen politika değişikliğine bir yenisi eklenir; CHP bu haliyle de ittifaka uygun görülür.

Tüm bunların ışığında Kılıçdaroğlu’nun “iktidar yürüyüşümüz sürecek” açıklaması ise biraz ironik kaçsa bile acaba Cumhur ittifakına doğru bir yürüyüş olarak değerlendirilebilir mi?

Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu ile iktidar ancak bu şekilde gerçek olabilir.

Kılıçdaroğlu yönetimindeki bir CHP’nin böyle bir atmosferde tek başına iktidar şansı hiç yoktur.

Hatta CHP’nin başında 13 seçim kaybeden Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin 14. seçimi de kaybetmesi herkesin öngörebileceği bir durumdur.

Senaryoya burada nokta koyalım. 

Ama bu hikâye burada bitmez, sonuna pek çok şey eklenebilir ya da yeni olaylarla farklı bir sona doğru gidebilir.

***

Kurban Bayramı öncesi ve bayram günlerinde yaşananlar bu senaryoyu realize eden bir filmin sahneleri gibi duruyor.

CHP Genel Merkezi’nin polis gücüyle ele geçirilmesi.

Bayramın son günü CHP Genel Merkezi önündeki bayramlaşma etkinliği.

Sözün özü; fotoğraf netleşmeye başladı.

Onu eleştirenlerce “Kayyım” olarak nitelendirilen Kemal Kılıçdaroğlu artık iyice AKP diliyle konuşuyor. Cumhur ittifakının ortağı gibi davranıyor.

CHP genel merkezi önünde yaptığı “bayramlaşma” konuşması bunun somut örneği.

Kılıçdaroğlu’nun konuşması Özgür Özel yönetimindeki CHP kadrolarına yönelik suçlamaları adeta Akın Gürlek iddianamelerinden “kes yapıştır” şeklinde alınmış sözlerden başka bir şey değil.

FETÖ suçlamasından tutun da rüşvet ve delege pazarlıklarına kadar söylediği her şey iddianamenin satırlarından kesilip konuşma metnine eklenmiş gibi.

İktidara yakın medyanın ona gösterdiği ilgi de bu açıdan düşündürücü.

Adalet yürüyüşü yapmış olan, kitlelere “hak,hukuk, adalet” sloganları attıran birinin hukukun temel ilkelerinden biri olan masumiyet karinesini hiçe sayarak konuşması düşündürücü olan bir başka unsur.

Tüm bunlara bakınca CHP’yi bölmenin ötesinde bir başka hesap mı var diye sormadan edemiyor insan.

Çünkü CHP tabanı ve muhalif kitleler çok net bir şekilde Özgür Özel yönetiminden yana tavrını koydu.

Aynı gün Güvenpark ve Anıtkabir’de ortaya çıkan manzara CHP’yi bölme planları yapanların hesaplarını alt üst etti.

Şimdi her iki taraftan yeni hamleler gelecektir.

Yeni iddialar ortaya dökülecektir.

Özgür Özel’in hemen kurultay önerisi hayata geçmez ise yukardaki senaryonun kurmacadan gerçeğe dönüşme ihtimali artar.

Yazının başında da vurguladığımız gibi bu yaşananlardan yola çıkarak tuhaf düşünceleri harekete geçiren bir hikâyenin içindeyiz.

Bu kadar da olmaz denilen düşünceleri akla getiren bir zamandan geçiyoruz. 

Yaşanan pek çok şey de ne tutarlılık var ne mantık. 

Ama son dönemde Türkiye öyle bir görünüm sunuyor ki birçok şeyi akıl ve mantığa sığdırmak giderek zorlaşıyor.

Ve adeta gerçek ile kurmaca arasında gidip gelen bir senaryonun olay örgüsüne dönüşüyor.