Engin BAŞCI
Elbette seveni vardır.
Onun döneminde mevkii elde edip, onunla birlikte mevkii kaybedenlerden elbette destek görüyordur.
Sözünün karşılık bulduğu ya da bulacağı kesim de budur.
Ancak CHP tabanını ve seçmenini düşününce bu insanların sayısı samanlıkta toplu iğne kadardır.
Özgür Özel yönetimine verilen desteğe ve ona yönelik tepkilere bakınca görünen bu.
Hani o kadar da değil derseniz, kamuoyu yoklamalarında adı geçmeyen ve diğerleri bölümünde ancak yerini bulan siyasi oluşumlardan da fazla değildir.
Etkisi o kadardır yani…
Yukarda sözü edilen kişi CHP’nin bir önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan başkası değil.
Buna rağmen iktidar partisi için Kılıçdaroğlu ismi seçime giderken kullanılacak stratejik unsurlardan biri.
Bugüne kadar yapılanlar ve yaşananlar da bunu gösteriyor.
Gösteriyor göstermesine ama Kılıçdaroğlu’nun bu süreçteki tavrını anlamak gerçekten zor.
Çünkü nedeni ne olursa olsun bu bir kendini yok etme duruşu…
Ve onca yıl CHP Genel Başkanlığı koltuğunda oturmuş birinin yapmaması gereken bir şey.
Bu bir hataysa eğer, daha önce yaptığı ve ülke için çok önemli sonuçlar doğuran diğer hatalarına bir yenisini daha eklemiş olur.
Bu planlı ve bilinçli bir tavır ise bunun adını siz koyun.
İster hata ister planlı bir tavır olsun her koşulda iktidar partisi bunu kullanmak ve bu durumdan yararlanmak istiyor.
Yargı üzerinden CHP’nin üzerine gidip ayrışmayı büyütmeyi, belki de bir mutlak butlan kararı sonrası ana muhalefet partisinin bölünmesini hedefliyor.
İktidar partisinin seçimi kazanma stratejisi CHP’nin itibarsızlaştırılması, karıştırılması, ayrıştırılması ve bölünmesi üzerinden yürütülmek isteniyor.
İktidara seçim kazandırabilecek iki unsurdan birinin bu olduğuna inanılıyor.
Diğeri ise Terörsüz Türkiye Süreci ve süreç içinde Kürt seçmenden gelecek destek.
Çünkü iktidarın önümüzdeki seçim öncesi vatandaşa söyleyebileceği bir söz yok.
Bir tükenmişlik hali diyebiliriz buna.
Öyle ki Türkiye yönetilmiyor, adeta dümensiz bir gemi misali sürükleniyor…
Ekonomideki, dış politikadaki parametreler bunu gösteriyor.
Ortada seçim kazandırabilecek, halkın hayatına dokunabilecek yeni bir yatırım da söz edilmiyor.
***
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu süreçte yapması gereken CHP genel başkanlarına yakışan tutumu kendisinin de sergilemesiydi.
Tıpkı Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın’ın yaptığı gibi.
Ona yakışan genel başkanlığı yaptığı partiye yargı üzerinden bir saldırı yürütülürken Hikmet Çetin ve Murat Karayalçın ile birlikte miting meydanlarında otobüsün üstündeki yerini almaktı.
Adalet yürüyüşü yaparken onunla birlikte yürüyenlerle birlikte yürümekti.
O zaman geçmişteki hataları unutulur gerçek anlamda CHP’nin genel başkanı olabilirdi.
O başka bir yolu tercih etti.
Onu bu yola iten Kurultay’da kaybetmenin hazımsızlığı ise (ki sırtımdam hançerlendim diye bir açıklama yaptı) dönüp partisinin tarihine bakmalı.
İsmet İnönü’nün kurultay kaybettiği bir partide herkes kurultay iradesini hazmedebilmelidir.
Türkiye’ye demokrasiyi getirmiş bir partide bu bir demokrasi kültürü meselesidir.
