1990’lardan kalan bir sesti Reha Muhtar

Kemal ASLAN

Reha Muhtar, 1990’lar denilince akla gelen popüler aktörlerden biriydi. 2000’li yılarda o da geride kalan bir ses olarak hafızalarda kaldı. Habercilikte infotainment denilince akla gelen ilk isim oydu. Neil Postman’ın deyişiyle “Öldüren Eğlence:Televizyon”un baş aktörlerindendi. Aslında bu süreç, Ali Kırca’nın ATV’de Sezen Aksu’nun 1995’te çıkan Işık Doğudan Yükselir albümüne haber bülteninde oldukça uzun süre (hafızam yanıltabilir 15-20 dakika) yer vermesiyle başlamıştı. Ali Kırca’nın görünümü, diksiyonu, Siyaset Meydanı’nda konuları enine boyuna ele alması bu gerçeği gözlerden kaçırdı.

Reha Muhtar, 1980’de Milliyet’te başladığı muhabirliğini Atina’da taçlandırdı. Türk-Yunan Gerginliği sırasında enformasyon içeren, gündemi yakalayan haberler üretti. O dönemde has bir gazetecinin ana akım medyada yapması gerekenler çerçevesinde haberler yaptı. TRT’de de Atina’dan geçtiği haberlerinin yayınlanması “Atina Muhabiri” olarak anılması onu kamuoyunda daha popüler hale getirdi. 

Sonra TRT’de Ateş Hattı programı ile Mehmet Ali Brand’ın 32’inci Gün programına benzer içerikler üretmeye çalıştı. Gazeteci olduğundan TRT’nin sınırlılıklarını zorlayan, gündemi yakalayan programlar hazırladı. Sonra anımsadığım kadarıyla bir programının yayınlanmaması ya da yayın izni verilmemesi nedeniyle TRT’ten ayrıldı. Ticari kanalların dünyasına adım attı.

Televizyonculukta Kanal D ve Star TV’de çalışsa da asıl adını Show TV’de duyurdu. Anchorman olarak yönettiği haber merkezinin ürettiği haberleri sundu. Başarılı bir ekip kurdu ve televizyon haberlerinin bir anlatı olarak seyirciye sunulmasına yönelik uzun adam-kısa adam gibi içeriklere yer vererek ilgi topladı. 

TV Haber bültenlerinin 1990’larda eğlenceli bir biçimde olmasında onun büyük katkısı var. Haber bültenlerinin nasıl olması gerektiğini ABD televizyonlarını örnek olarak gerçekleştirdi. Bir film mantığı ile seyirciyi duygusal etkileyecek bir strateji uyguladı. Dramlarla ağlattı, sonra mutlaka güldürecek haberlere, komikliklere yer verdi. Uzun süre reytinglerde de birinciliği kimseye kaptırmadı!.

Ticari televizyonlar açısından reyting reklam gelirleri demek. O bunun nasıl yapılacağını ilgi çekici, ilginç ve çarpıcı (şiddet, seks, para, spor, magazin-dedikodu, dram, kan, vb.) öğelerle gerçekleştirdi. Basın bültenleri aracılığıyla egemen ideolojinin nasıl üretildiğini, nasıl bir zihniyet yapısı oluşturulduğunu o yıllarda akademik dünyadaki entelektüeller yazmıştı.  O, bunların uygulamasını yapan biriydi. 

Sıradan izleyicinin aklına gelebilecek soruları ekran önünde sordu: “Acı var mı acı”. Spontane olarak seyirciye seslenişi, kendine has vurgulamaları, anlatım bozuklukları ile bir anlamda Kemal Sunal’ın filmlerine alışık bir durumun öznesi haline getirdi onu. Acaba bu akşam Reha Muhtar ne yapacak? Ne söyleyecek? Diye ekran başında beklenir olmuştu. İnsanlar rahatlamak amacıyla da olsa onu izliyorlardı. Bir boşluğu doldurmuştu ve gereğini yapıyordu. İzleyici ile arasında narkotik bir etki yaratmıştı. O yüzden sıradan insanların emekleriyle alabileceklerinin belki de yüz kat fazlasını maaş olarak alıyordu. Kapitalist sistemde” ne kadar kâr ettiriyorsan o kadar önemlisindir” mantığı işlediğinden o da bundan yararlanmasını bildi. 

Dönemin egemen anlayışının sürdürücülerinden biri olarak var olan yaşanan toplumsal sıkıntılar ve gerçeklerin dışında şimdi sabah programlarında ortaya çıkan gündemi de değiştirmeye yol açan konulara bültenlerinde sıklıkla yer verdi. Bilgi birikimini, yeteneklerini bir illüzyon yaratmada kullandı. Büyü yapmadı ama büyücülüğe soyundu yaptığı haber bülteniyle. Bunda da oldukça başarılı oldu. 

Dönemin etkili aktörlerinden biriydi. Çalışma arkadaşlarına sahip çıktı, onları destekledi iyi koşullarda yaşamaları için çaba gösterdi. Dünya nimetlerinden sadece kendisinin değil çevresinin de olanaklar ölçüsünde yararlanmasına dikkat etti.

O, kendisinin rolünün ne olduğunu bilerek yaşadı, mesleğini de o çerçevede icra etti. Ancak, derslerinde onu eleştiren İletişim Fakülteleri olumsuz örnek olarak gösterdikleri Reha Muhtar’ı ödüllendirmekten geri durmadı. Popülerlik o dönemde akademiyi böyle “teslim aldı.” Bu adımların günümüzde sonucu olmadığını düşünmek büyük bir saflık olur! Dersliklerde eleştirilen Reha Muhtar, İletişim Fakülteleri’nin konferans salonlarının önemli bir profili haline geldi. İletişim Fakülteleri yöneticileri, ekranlarda fakültelerinin ve kendilerinin adının duyulması için böyle bir ödülü veriyorlardı. Garip bir paradoks. 

Her şeyin alttan alta bozulduğu, çöküşün izlerinin görüldüğü, Türkiye’nin çözülmeye doğru gittiği, faili meçhul cinayetlerin olduğu bir Türkiye’ye ait bir sesti o. 2000’li yıllarda o dönemin değiştiğini fark edemedi. O yüzden medyadan ilk uzaklaş(tırı)lan oldu.  Sonrasında kenara çekildi, evlilikleri, aşkları ve hastalıklarıyla da medyada gündem oldu. Bodrumda son kendinden geçmiş haliyle yayınlanan fotoğraf mahremiyet alanına giren gazeteci ve televizyoncuların da benzer biçimde medya tarafından haberleştirilebileceğini gösterdi. Çoğu gazeteci gibi 70’leri yaşamadan bu dünyadan ayrılıverdi. Şimdi uzak bir geçmiş gibi gelen 1990’lardan zihnimizde kalan bir sesti.