Buse GÜLİN
Ekteki metin 2025 yapımı bir korku filmi olan Undertone üzerinden suç bazlı sosyal ve kültürel tahlil içerir.
Bazı korkular vardır; görmezsin ama içinden geçer.
Undertone tam olarak böyle bir yerden konuşuyor. Gözle değil, kulakla başlayan bir korku bu… Ve belki de bu yüzden, diğerlerinden daha sinsi, kontrole açık değil ve öngörülemez.
Film, yüzeyde basit bir sahneyle açılıyor: bir kadın, kendisine gönderilen ses kayıtlarını incelemeye başlıyor. Kayıtlar, başka birine ait gibi görünen paranormal deneyimleri barındırıyor ama hikâye ilerledikçe o ince çizgi silinmeye başlıyor. Duyulan şey ile yaşanan şey aynı zeminde buluşuyor. Tam olarak o noktadan sonra, dinlemek pasif bir eylem olmaktan çıkıyor.
Undertone’un en güçlü hamlesi burada saklı: korkuyu bir “görüntü” olarak değil, bir “frekans” olarak kuruyor. Görmek kontrol sağlar; neyle karşı karşıya olduğunu bilirsin ama ses… ses yönsüzdür. Kaynağı belirsizdir. İçeri sızar… Ve bir kez duyulduğunda, geri alınamaz.
Filmdeki varlık klasik anlamda bir “yaratık” değil. O, daha çok bir titreşim. Düşük frekanslı, sürekli, sabırlı bir paranormal parazit. Bu parazit seni kovalamaz, sana saldırmazama sen onu fark ettiğin anda, aslında çoktan içeri girmiştir. İşte bu yüzden Undertone, korkuyu dışsal bir tehdit olarak değil, içsel ve bireysel bir çözülme olarak inşa ediyor. ( Yazımın hitap olarak “sen”öznesiyle sürdürülmesinin sebebi de tam olarak budur.)
Daha da rahatsız edici olan ise bu yapının bulaşıcı olmasıdır. Ses kaydedilebilir. Ses tekrar dinlenebilir. Ses paylaşılabilir. Yani bu hikâye tek bir kişiye ait değildir; her dinleyen, potansiyel bir taşıyıcıdır. Film burada çok net bir şey söyler: korku artık mekâna bağlı değildir. Korku, bilgiyle birlikte dolaşır.
Finalde ise çizgi tamamen siliniyor. Dinleyen ile anlatan yer değiştiriyor. Ana karakterimiz artık sadece bir karakter değil; bir kayda dönüşüyor ve bu dönüşüm, ölümden daha sert biçimde servis ediliyor.
Çünkü kaybedilen şey beden değil, öznenin kendisi oluyor.Bazı şeyler görüldüğünde değil, duyulduğunda başlar…Ve bazı sesler… bir kez içeri girdikten sonra asla susmaz.
Buraya kadar bir paranormal korku filminin eleştirisini okuduğunuzu düşünebilirsiniz fakat öyle değil. Bu filmi özellikle kaleme almamın ciddi bir nedeni var. Bunu açıklayabilmek, aslında binevi plot twist yapabilmek için sizi yazının bu noktasına kadar getirdiğimi söyleyebilirim.
AslındaUndertone’un kurduğu bu ses temelli yapı, yalnızca bireysel korkunun değil, toplumsal suçun da nasıl işlediğine dair çarpıcı bir metafor sunar. Tıpkı filmdeki frekans gibi, suç da çoğu zaman görünür bir eylem olarak değil, duyulan, aktarılan ve normalleşen bir “alt ton” üzerinden yayılır. Bir kez duyulan, bir kez tanık olunan ya da bir şekilde maruz kalınan şiddet, yalnızca o ana ait kalmaz; hafızada yer eder, tekrar eder ve başkalarına aktarılır. Bu anlamda suç, tıpkı Undertone’daki varlık gibi, fiziksel sınırları aşarak bilinçten bilince taşınan bir yapıya dönüşür. Ve belki de en rahatsız edici olan suçun, yalnızca işlenen bir eylem değil, duyuldukça, paylaşıldıkça ve sessiz kalındıkça varlığını sürdüren bir frekans olduğu gerçeğidir.
