Yeni hedef Özgür Özel…

Engin BAŞCI

Öyle görünüyor ki iktidar partisi AKP,  CHP’yi bölüp parçalamadan ve halkın gözünde itibarsızlaştırmadan artık seçim kazanamayacağını anlamış.

Yaşananlar bunu gösteriyor.

Zaten son Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde muhalefetin arasında oluşan ya da oluşturulan bir ufak krizle hedefine ulaşmıştı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı da işini kolaylaştırdı.  6’lı kasadaki kriz de o yüzden çıkmıştı.

AKP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’nun sahnede olmadığı ilk seçimi kaybetmesi kendilerine karşılarındaki tehlikeyi açıkça gösterdi.

Ellerinde halka umut ve gelecek vadedecek siyasi ve ekonomik program da kalmayınca yapılacak ilk iş rakibin üzerine oynamaktı.

Bugün sahnelenen oyun bundan başka bir şey değil.

Siyasi rakipler tek tek bertaraf edilmek isteniyor.

Hedefe giden yoldaki taşlar temizleniyor.

Oyunun ilk sahnesinde Ekrem İmamoğlu’nun diploması iptal edildi.

Ardından neredeyse yargı üzerinden eş zamanlı iki operasyon başladı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla başlatılan soruşturma ve CHP kurultayının iptali davası.

Bunlara bir de Ekrem İmamoğlu’nun da içinde bulunduğu casusluk davası eklendi.

Cumhurbaşkanlığına giden yolda Ekrem İmamoğlu’nun önünü kesmek için hemen her şey yapıldı.

Bu yapılırken CHP’li belediyeler yolsuzluk ve rüşvet batağındaymış görüntüsü eklendi.

Bu görüntü bir çeteleşme gibi gösterildi.

Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediye başkanları tutuklandı.

Bu süreç devam ediyor. 

Neredeyse her gün yeni bir CHP’li belediyeye operasyon düzenleniyor ve tutuklamalar yapılıyor.

Bu süreç içerisinde Özgür Özel’in yürüttüğü mücadele halkta karşılık bulunca, CHP onca itibarsızlaştırma operasyonuna rağmen son seçimde elde ettiği birinci parti konumunu korudukça fırında bekletilen “mutlak butlan” silahı devreye sokuldu.

Olmaz denilen, düşük ihtimal verilen, iktidarın küçük ortağı MHP’nin bile görünürde karşı çıktığı şey oldu.

Mahkeme kararıyla CHP’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu oturtuldu.

Bu mutlak butlan kararı “tedbiren” alındı.

Özgür Özel ve ekibinin buna direneceği öngörülen bir şeydi.

CHP’de seçilmiş ve atanmıştan oluşan iki başlı bir yapı oluştu.

AKP bunu CHP’nin iç kavgası gibi sunarak en güçlü rakibini halkın gözünde güvenilmez ve sorunlu bir parti gibi gösterecek bir tutum sergilemeye başladı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun her açıklaması ve her yaptığı da AKP’nin değirmenine su taşıdı.

Sanki aralarında gizli bir ittifak varmışçasına bir görüntü oluştu.

Tüm bu süreçte hesap edilemeyen şey Özgür Özel’in giderek büyüyen liderliğiydi.

Halkın ona gösterdiği ilgi ve özellikle TBMM ve Anıtkabir yürüyüşleri onu adeta bir halk kahramanına dönüştürdü.

Yağmur altındaki yürüyüşte verdiği görüntü ve TOMA’nın üzerindeki fotoğrafı ona yönelen sevgi selini büyüttü.

Artık her gittiği yerde yollarda karşılanıyor ve bir sevgi selinin içinde konuşuyor.

AKP için bu durum hedefe giden yolda ciddi bir sorun.

Bu sorunun da çözülmesi için düğmeye basılmış görünüyor.

Artık hedefte Özgür Özel ve yakın çevresi var. 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun FÖTE artıkları açıklaması, ahlaki yozlaşma ve yolsuzluk suçlamalarının altı doldurulmaya çalışılıyor. 

Etkin pişmanlık, itirafçılık yine devrede.

Kanıtsız delilsiz iddia ve suçlamalarla Özgür Özel’in de yargı eliyle etkisizleştirilmesine çalışılıyor.

İktidar medyası da bunun senaryolarını üretiyor.

Ferdi Zeyrek gibi ölmüş insanlar da işin içine sokularak bu yapılıyor.

Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırıldığı gün evine yapılacak bir şafak baskını için ortam hazırlanıyor.

Bu sahnelenen oyuna göre sanki ülkedeki her türlü kötülük, yolsuzluk, ahlaksızlık CHP’den kaynaklanıyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun arınma sözleri ve bu senaryodaki rolünü buradan okumak gerekiyor.

İnanmamız istenen hikâye, yaratılmak istenen görüntü bu.

Ama Türkiye’de siyasetin dünden bugüne haline bakınca…

Kimin ne söyleyip yaptığını hatırlayınca…

Kimin nasıl güç ve zenginlik sahibi olduğunu görünce…

Bu yaşananları gerçek anlamda hukuk, etik, akıl ve mantık açısından değerlendirince…

Şairin “Dedikodu” şiirinden bir dize geliyor akla.

“Geç bunları, anam babam, geç…”