Engin BAŞCI
Gündelik hayatın koşuşturmacası içinde bize dayatılan bir gerçeklik var.
Bizim beklenti ve isteklerimizle örtüşmeyen bu gerçeklik öyle böyle değil, ciddi bir mutsuzluk nedeni.
Her birimizin hayatını ve paylaştığımız hayatı tek düzeleştiren ve sıkıcılaştıran bir durum.
Sabah yeni güne uyandığınızda her şeyin kendini tekrarladığı ve “yine mi?” dediğiniz bir hayat bu.
İster bir işiniz olsun ister olmasın böyle bir hayatın içindeyiz.
Şaşırmıyoruz ve sürprizler yok bu hayatta.
İşin tuhafı böyle bir dünya içerisinde karşı karşıya bırakıldığımız ve yaşamamız istenen pek çok şey hayatın doğal akışıyla da uyumlu değil.
Kurgulanmış bir sıkıcılıkla karşı karşıyayız.
Sıkıldık.
Sorunlarımıza çözüm üretemeyen ve hep aynı hikâyeyi anlatan iktidardan sıkıldık örneğin.
TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarından da sıkıldık.
Rakamların çarşı pazardan kopuk olması açıklanan verilere olan ilgi ve merakımız da yok ediyor.
CHP’li belediyelere, ve sadece CHP’li belediyelere yönelik yolsuzluk soruşturmalarından sıkıldık.
Ünlülere yapılan uyuşturucu operasyonları da keza öyle.
Artık vaka-i adiyeye dönüşen bu operasyon ve soruşturmalar içinde barındırdığı kimi gerçeklere rağmen ilgimizi çekmiyor, inandırıcı da gelmiyor.
“Arkasında acaba başka bir şey mi var?” sorusunu da artık eskisi gibi fazla düşünmüyoruz.
Sıkıldık çünkü.
Muhalefetten de sıkıldık.
Aynı şeyleri söyleyen, bildiğimiz ve yaşadığımız sorunları bize anlatan ama çözüm ve program sunmayan mulafetet partileri de sıradanlık girdabındaki yerini aldı.
Siyasal fabrikalarının umutsuzluk ürettiğinin ve tükenmişlik sendromu içindeki iktidarı beslediğinin farkında bile değiller.
Sahibinin sesi gazete ve televizyon haberlerinden, haber programlarından sıkıldık.
Okumak ve izlemek bile istemiyoruz.
Ekranlarda her gün aynı insanlar, aynı şeyleri, aynı sözlerle konuşuyorlar.
Gerçekler ile yaratılmış gerçekliğin iç içe geçtiği bu manipülasyon ortamları ilgimizi çekmiyor artık.
Komplo teorileri bile kabak tadı verdi.
Bu sığlaşan hayatta kurmaca hikâyeler de birbirine benzemeye başladı.
Atıştırmalık oldular, biraz izleyince bayıyorlar, zaman bile geçirmiyorlar.
Beklentilerimiz karşılıksız kalıyor.
Umutlarımız tükenme noktasında.
Heyecanlanamıyoruz.
Sosyal medyanın hikâyeleri arasında dolanıp duruyoruz.
Ekran görüntülerini kaydırarak gerçekliğin parodilerini tüketiyoruz.
Aslında tükettiğimiz kısacık bir hayatın tam da kendisi.
Böyle bir ortamda hiç beklenmeyen bir anda bir heyecan dalgası oluştu hayatımızda.
Siyaset eskisi diyebileceğimiz aşina olduğumuz bir yüz çıktı ve sessiz itirazımızın sesi oldu.
Engeller çıkarıldı önüne yürümeye devam etti.
Lideri olduğu partiye el konuldu, genel merkezden biber gazlarıyla çıkarıldı.
Halkı arkasına aldı, yürümeye devam etti.
Sönen heyecanımız yeniden alevlendi.
Umutlarımız filizlenmeye başladı.
Başka ülkelerde gördüğümüz görüntüleri yaşadık.
Demokrasi talebi; özgürlük, adalet ve hak arayışı binaların, salonların dışına taştı.
Yağmur altındaki bir yürüyüşte, bir tomanın üzerinde, otobüslerine el konulunca bir sandalyede devam etti.
Heyecanına kavuşan büyük bir kitlenin isteği ve desteğiyle yeni bir parti kurdu.
Adını da YENi koydu.
Bu heyecan dalgası klasik siyasetin bildik manevralarıyla karşılaştı.
“Terörsüz Türkiye” denilen ucu belirsiz ve tartışmalı bir sürecin içinde buldu kendini.
“Çözüm Süreci” olarak daha önce denenen ve rafa kaldırılan, şimdi yeni bir adla toplumun önüne konulan bu girişim yeni heyecan dalgasını klasik siyasi manevraların içine çekmiş görülüyor.
Sıkıldığımız hayata yeniden mi döneceğiz, yoksa heyecan dalgasını büyütüp yeni bir hayat mı kuracağız?
Tartışamalara bakılırsa ortalarda bir yerdeyiz.
Yaşayıp göreceğiz.
Umarım yaşarken sıkılmayız…
