Bir olay, ilişkiler, kırılganlık, kopuş     

Kemal ASLAN

Günümüzde insan ilişkileri oldukça dinamik ve kaygan bir zemin üzerinde yürütülüyor. Birkaç yıl önce çok yakın olan iki insan bakıyorsunuz birbirine selam veremez duruma geliyor; ya da selam vermekten kaçınıyor. Tarafların haklı gerekçeleri olabilir; herkes kendince farkı şeyler anlatıp bulundukları konumu meşrulaştırmaya çalışabilir. Bu noktada sorulması gereken soru şudur: “Ne oldu da ilişkiler bu noktaya geldi?”, “Taraflar artık birbirlerini görmezden geliyor, selamlaşmak bile istemiyor”. Bunlar ilişkilerde yaşanan, yaşanması muhtemel durumdur. Herkes süreç içindeki kendi sorumluluğunu görebilmelidir, ama bu her zaman mümkün olmuyor.

Yaklaşık iki yıldır tanıdığım dost olma sürecindeki bir arkadaşımla umulmadık biçimde uzaklaştık. Oysa ikimiz sanattan, kültürden, edebiyattan, yaralarımızdan, ilişkilerden yani hayatın her alanından konuşabiliyorduk. Tekinsiz, çekinmesiz bir biçimde ikimiz  birbirimize yaralarımızı, kırılganlıklarımızı, hassasiyetlerimizi anlatıyorduk.  

O, yaşının üstünde psikolojik analizlerle hep beni şaşırtıyordu: ”Bu yaşta bunları nasıl öğrenebildin? Nasıl bu kadar iyi analiz yapabiliyorsun?” diye zaman zaman hayretimi dile getiriyordum. 

Sabahları birlikte kahve içer ders başlama vaktine kadar konuşurduk. Bu bizim ortaklaşa yaptığımız, keyif aldığımız, güzel anlar yaşadığımız bir rutindi. Hızla bozulan, çürüyen bir dünyada birlikte ortak bir alan inşa etmiştik. Ya da ben öyle sanıyordum. Benzeri onun için de geçerlidir…

Umulmadık olan geçen hafta yaşandı. Onu sabah biriyle konuşurken gördüm, selam verip yanında bir süre durdum. O konuşmasını sürdürmek ikimizi de görmek için konum değiştirdi. Ama her zamanki yaptığının tersine konuşmasını kısa kesmedi, ben yokmuşum gibi davrandı. Bu tür durumlarda ikimiz de birbirimizden ya izin isteriz ya da “daha sonra görüşelim mi” deriz. Bu sefer öyle olmadı. Benim bu tür durumlara nasıl tepki gösterdiğimi başka bir arkadaşla yaşadığım sorunlar üzerinden bilmesine rağmen konuşmasını sürdürdü. Bazıları için görmezden gelinebilecek küçücük bir andır bu. Benim için öyle olmadığını geçmiş arkadaşlık ilişkilerimden bilmesine rağmen o anın onda yarattığı doyum nedeniyle mi –insanların öz doyum ihtiyacı olabilir- ya da bu “geçici bir an aramızdaki iletişim nedeniyle beni anlar?” anlayışı mı nedir? Ya da kendisine gösterilen ilgiye karşılık vermeyi sürdürmek isteyebilir. Bilemedim. O da benim gibi sürekli inceliklerin korunması, sürdürülmesinden yana. Tersine durumlar onu da hep rahatsız ediyor(du). Bu sefer tek bir sözcük bile etmeyince doğal olarak ben onların yanından uzaklaştım ve bir arkadaşımı arayıp telefonla başka konuları konuştum.

O, arkadaşım daha sonra bana aramızda hiçbir şey olmamış gibi konuyla doğrudan ilgisi olmayan bir mesaj atınca ben de olaya yönelik tavrımı açıkladım. Böyle durumlarda yapılması gereken sadece bir sorudur. İnsan ilişkilerinde kırılmalar, kopmalar olabilir. Ama aralarındaki yakınlık, bağ onları yeniden bir araya getirebilir. Bunun yolu da tek bir sorudur: “Ne oldu”. Bu soru durumu anlamaya yönelik nötr bir sorudur. Başka biri “Ne yaptım” diyebilir. Böyle bir soru kendini suçlama temellidir. Ya da ”Niye böyle davrandınız, yaptınız” olabilir. Bu da karşısındaki kişiye yönelik davranışını açıklamaya yönelik bir sorudur. “Ne oluyoruz” da diye sorulabilir bu da iki kişi arasındaki sürecin açıklanmasına yönelik sorudur. Farklı seçenekler var hayatta. Herkes kendince, üslubuna uygun sorabilir. Burada niyet karşı tarafın tavrını anlamak, değerlendirmek olmalıdır. Aslında soru sormak dolaylı olarak yeniden bağ kurmaya yönelik bir davranıştı. Hatta “Ey arkadaş ben buradayım, tamam oldu… Ana dönelim…” demektir. 

Burada niyet kadar, telafi etmek, ilişkiyi onarmak, onarmaya çalışmak önemlidir. Onca zamandır açık iletişim kurduğunuz kişinin pasif agresif biçimde konuyu geçiştirmeye çalışması, sizi etkiler. Önce bir açıklama, bir soru beklersiniz bu durum gerçekleşmeyince otuz saat sonra neden böyle davrandığınızı açıklarsınız. O, olayın nedeni yerine; olayın sonucuna odaklanır ve bu sonucun onu nasıl etkilediği üzerine açıklama yapar. “Ne oldu”, ya da “neden böyle davrandın, davranıyorum” sorularını yanıtlamadan bunun hayata etkisini açıklamaya çalıştığını, yaşananı fark etmediğini ya da fark etmemiş gibi davrandığını hissedersiniz. Sizin bu tür durumlardaki hassasiyetlerinizi, önceden yaşadığınız ilişkilerden bilen birinin böyle açıklamalar yapması daha önce de zaman zaman karşılaştığınız manipülasyonları hatırlatır. Yapılan açıklamaların “kurban ya da mağdur” rolü içerdiğini düşünürsünüz. Sizde tetiklenen umursanmamak, görülmemek hissiyatının tepkisinin başka kişilerde nasıl sonuçlandığını bilen birinin böyle davranmasını anlayamazsınız.

Aranızdaki incelikler, nezaket birden yok olmuştur: An, her şeyi, saygıyı, ilgiyi, merakı bağı buharlaştırır. Anın böyle bir gücü vardır. Yoksa insanlar uzun süreli ilişkilerinden, evliliklerinden neden kopsun ki? Sizin için anlamlı olan şeylerin onun için önemli olmadığını onun o anı yaşamayı seçtiğini fark edersiniz. Bunu doğrudan dile getirse ya da o an uygun olmadığını belirtse saygı duyarsınız. Çünkü benzer durumlarda siz de o da öyle yapmıştır. Bu o an bu olmamıştır. Anlarsınız ki o yüzüne ayna tutmaktan kaçınıyor? Kendini, yaptığı davranışı sorgulamıyor, görmezden geliyor. Aramızdaki açık iletişim böyle bir durumda duvara çarpıyor. 

Oysa son yıllarda ikiniz de çok sık rastlanamayan entelektüel bir ilişki kurmayı becermiştiniz. Bir kale inşa ettiğinizi düşünmüştünüz. Meğer temelsiz bir kaleymiş, ilk rüzgârda dağılıvermiş!

Bu olay yeniden insan ilişkileri üzerine düşünmeme yol açtı: Bazen çok güçlü görünen insanların –ben de dahil- kırılgan, alıngan yanları var. Bunların bilinmesine rağmen böyle davranılıyorsa orada sorun vardır. Çünkü her birimiz herkesle yakın olmuyoruz, içimizi, derdimizi herkese açmıyoruz. İçimizi, derdimizi açtığımız kişiden benzer durumlarda hassasiyet bekliyoruz. Ben böyle bir hassasiyeti bir ortamda fark etmeden ötekine karşı gösterememiştim. Onun gözyaşlarında bunu gördüm. Kendimi çok fena hissettim, dikkat ettim. Yaşam deneyimlenerek öğreniliyor.

İlişkilerin gücü, ortaya çıkan krizleri çözebilmesinde. Bunun ilk adımı fark etmek ve anlamaktan geçiyor. Bunun için empati yeteneğinin de gelişmiş olması gerekiyor. “Ben haklıydım” gibi davranılması, egoyu korumaya yönelik davranışlar sergilenmesi durumunda ilişkiler yürümüyor, kopuyor. 

Herkesin değerleri, yetiştirme koşulları, inançları, duygusal kapasitesi, karakteri, arzuları, beklentileri, istekleri, vb. farklı. Bunlardan kesişim içinde olanlar olabilir. Bir de herkesin bağ kurma, yakınlık kurma, ilgisini gösterme, duygusal durumlarla baş etme biçimleri, psikolojik dayanıklılıkları hatta duygusal olgunlukları da aynı değil. 

Hayat, bir sınav. Sorunlar olduğu gibi çözümler de var. Ben hayatı öyle algılıyorum. Biz o arkadaşımla ilk sınavda kaldık! Teşekkür ederim ona da bu yolda öğrenmem gerekenleri öğreniyorum, deneyimlemek güzel.