Kötülük neden hep açtır?

Buse GÜLİN

Folkloru her zaman ilginç bulmuşumdur. Bunun sebebi, anlatılan hikâyelerin gerçek olup olmaması değil; o hikâyeleri ortaya çıkaran insanların gerçek olmasıdır.

Bir süre önce Sudan folklorunda anlatılan Apeth üzerine çalışırken dikkatimi çeken küçük ama önemli bir ayrıntı oldu. Apeth yalnızca korkulan bir varlık değildi. Aynı zamanda hiç doymayan bir varlıktı. İlk başta bunun yalnızca o anlatıya özgü bir tercih olduğunu düşündüm sonra fark ettim ki değil. İnsanlık tarihi boyunca kötülük neredeyse her zaman aç resmedilmişti.

Kimisi insan eti istiyordu.

Kimisi kan.

Kimisi ruh.

Kimisi çocuk.

Kimisi ise bitmek bilmeyen kurbanlar…

Ne garip… İnsan zihni kötülüğü tarif ederken çoğu zaman onu doyamayan bir varlığa dönüştürüyor. Peki neden?

Bunun sebebinin kötülüğü hiçbir zaman durağan bir olgu olarak deneyimlemememiz olduğunu düşünüyorum çünkü kötülük çoğu zaman olduğu yerde kalmaz; beslendikçe genişleyen, sınırlarını zorlayan ve kendisine yeni alanlar açmaya çalışan bir döngü yaratır.

Esasen insan, gerçek hayatta da kötülüğün kendisine has tüm şiddetini tarifi olmayan uçlarda görüyor. Mesela hiçbir fetih/işgal tek bir savaşla bitmiyor. Hiçbir iktidar yalnızca sahip olduğu güçle tatmin olmuyor. Hiçbir açgözlülük, elde edilenlerle son bulmuyor. Zaten bütün mesele de burada başlıyor. İnsan kötülükten yalnızca var olduğu için korkmuyor. Onun nerede duracağını hiçbir zaman bilemediği için korkuyor.

Kötülük… Kötülük çoğu zaman büyüyerek ilerliyor. Kendisine açılan her boşlukta biraz daha yayılıyor. Komiktir ki doydukça küçülmüyor. Tam tersine… Daha fazlasını istiyor.

Bu yüzden folklorün kötülüğü hep aç bıraktığını düşünüyorum çünkü açlık yalnızca bedene ait bir ihtiyaç değildir. Bazen hırs da açtır. İktidar da… İntikam da… Nefret de… İnsan bunları ve daha nicelerini doyuramadığında, onları bir canavarın bedenine yerleştiriyor. Sonra… bir gece yarısı o canavara isim veriyor.

Apeth…

Şeytan…

Vampir…

Wendigo…

Oni…

Banshee…

La Llorona…

Lamia…

Baba Yaga…

Krampus…

Bunyip…

Aswang…

Pontianak…

Alkarısı…

Apophis…

Draugr…

El Silbón…

Bir isim daha…

Bir isim daha…

Aslına bakılırsa, olay örgüsünde değişen yalnızca isimler oluyor. Açlık aynı kalıyor. Bu yüzden folklorun bize anlatmaya çalıştığı şeyin hiçbir zaman yalnızca canavarlar olmadığını savunuyorum. Özünde, her mitolojik varlık insanın doyuramadığı bir tarafının yansımasıydı. Biraz daha dikkatli baktığımızda görüyoruz ki en korkutucu yaratıkların ortak özelliği sahip oldukları güç değil, asla doymamalarıdır.

Belki de insanlık, kendi içindeki açlığı tarif edebilmek için önce canavarları icat etti ve o canavarlardan korkmaya başladı. Bu yüzden bugün hâlâ en büyük korkumuz onların varlığı değil, onlarda kendimizden bir parça bulmamızdır.