Sonbahar havası

Engin BAŞCI

Sonbahara girdik de son yıllarda hiç bahar yaşadık mı ki?

Hayatımız hep bir sonbahar havasında.

Basın özgürlüğü sıralamasında bizi diplere iten baskıcı uygulamalara bir yenisi daha eklendi.

T24’e erişim engeli ve fon krizi nedeniyle gazeteci tutuklamalarının şokunu yaşarken Halk TV’ye de kayyım atandı.

Sorgulayıcı ve eleştirel yayın yapanları susturma operasyonun yeni bir halkası bu.

Şirketlere kayyım, belediyelere kayyım, CHP’ye butlan, basına kayyım…

İktidar kendine yönelik muhalefet alanlarını giderek daraltıyor.

Kendini zora sokan her krizde yeni bir operasyon dalgası geliyor.

İşin en kötü ve düşündürücü tarafı bu anti-demokratik uygulamaların yargı eliyle yapılması ve normalleştirilmek istenmesi.

Yeni Partili milletvekillerinin parlamentoda gözlerini ve ağızlarını siyah bantla kapatmaları ise biraz tuhaf ve komik kaçtı.

Ama içinde bulunduğumuz durum hiç komik değil, bu tür absürd protestoları kaldıracak gibi de değil.

Sosyal medyadaki yorumlara bakınca çoğu kişinin benzer düşüncelere sahip olduğu söylenebilir.

Muhalafetin toplumda karşılık ve destek bulmayan protesto eylemleri yerine daha etkili bir politika izlemesinin zamanı geldi de geçiyor.

Çünkü 21. yüzyıl Türkiyesi özgürlük alanlarının daraldığı bir Türkiye olamaz, olmamalı…

Gördük ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen başkanlık sistemi Cumhuriyetin hedeflediği devlet yönetimine ve Türkiye’nin yapısına uymuyor.

Yeni sistemin yürürlüğe girdiği 2018 yılından bu yana hemen hemen hiçbir gösterge iyiye gitmedi.

Bu sistem referandum öncesi iktidar tarafından topluma anlatılırken söylenenlerin çoğu uygulamada gerçekleşmedi.

Hatta “koalisyonlar devri sona erecek” sözünün aksine tam tersi bir siyasi manzara oluştu, ittifaklar fiili koalisyon haline geldi.

Parlamenter sisteme göre meclisin etkisi azaldı.

Yeni sistemde yürütme ve yargı tarafından Anayasa da çok zorlanıyor, kimi zaman Anayasa’nın açık hükümleri görmezden geliniyor.

Bu da yeni krizler yaratan gelişmelere neden oluyor.

Öyle görünüyor ki iktidarıyla muhalafetiyle ve devlet aklıyla Türkiye’nin sorunlarıyla yüzleşmesi gerekiyor.

İşe de siyasetin kendini toparlaması ve düzeltmesiyle başlanmalı.

Çünkü yanlışların çoğu oradan kaynaklanmakta.

Siyaset kurumu artık kendine çeki düzen vermeli.

“Nerede yanlış yapıyoruz?” sorusuna her unsuruyla kafa yormalı, yanlışı üreten ve yanlıştan beslenen kadrolar değiştirilmeli, toplumun ve ülkenin sorunlarını dürüst ve samimi bir şekilde içselleştirilen yeni kadrolarla yola devam edilmeli.

Eğer siyaset kurumu samimiyse işe siyasi partiler yasasından başlamalı.

Siyasi ahlak düzenlemesi yasaya mutlaka girmeli, siyaset baronları ve liderlerin sultasına son verecek düzenlemeler yapılmalı.

Çünkü, demokratik siyaset fikir ve kadro işidir, kişilerin üstündedir.