Engin BAŞCI
Bende psikolojik olarak kedi alerjisi vardı; kedilerden ürkerdim.
Korku da diyebilirsiniz.
Bir restorana gittiğimizde bahçede oturuyorsak herhangi bir kedi geldiğinde ayağa fırlardım.
Öyleydi yani.
Kızımın çok istemesiyle o girdi hayatımıza.
Bir iki haftalıkken barınaktan aldık.
Adı köpüktü.
Öylesine sevdirdi ki kendini ben ona oğlum dedim.
Hasta olduğumda yanımda yattı, dizimin dibinden ayrılmadı…
İşten eve geldiğimde beni kapıda karşıladı.
İçeri girdiğimde bacaklarıma tırmanarak kucağıma çıktı.
Hiç şaşmadan bunu yıllarca yaptı.
Kronik alerjim vardı.
Test yaptırdığımda kedi tüyüne karşı da alerjim çıktı.
Dedim ki oğlumla birlikte yeneriz bu alerjiyi; sevgi derdin ilacıdır.
Geceleri bir bebek gibi yanımızda yattı yıllarca.
Hiç büyümeyen bir bebekti sanki; benim ona oğlum dememi doğrularcasına…
17 yıl birlikte yaşadık.
O gün geldiğinde gözyaşlarımı tutamadım, hüngür hüngür ağladım.
Tıpkı bu satırları yazarken olduğu gibi.
Oğlum Köpük şimdi Tekirdağ’da bir mezarlıkta yatıyor.
Ama anısıyla hep bizimle…
***
Bosch’un anneler günü dolayısıyla yaptığı videoyu ve onun üzerine yaşanan tartışmaları, RTÜK’ün devreye girip inceleme başlatmasını düşününce tüm bu olanları hiç yadırgamadım.
Trollerin ve sevgisizlerin başlattığı bir tartışmadır bu.
Bu tiplerin yol gösterdiği siyasiler ve kamu otoritesi de ne yazık ki bu oyunda rol alıyor.
Kim sufle veriyor kim alıyor bilinmez ama sevgi sözcükleriyle hayatı ve doğayı paylaşmaya duyulan tahammülsüzlüğün bir göstergesi bu.
Anlamakta da zorlanıyorum…
Annelik üzerinden yürütülen bu tartışma biyolojik annelik düzeyine indirgenerek yapılıyor.
Evlat edinilen bir çocuğa duyulan sevgi ile sahiplenilen bir kedi ya da köpeğe duyulan sevgi duygusal anlamda farklılaştırılıyor.
Yoğun duyguların kategorize edilmeden yaşandığı sevgi olgusu sığlaştırılıyor.
Ve karşılıksız sevgilere tür ayrımı yüklenmek isteniyor.
Sevgi sözcükleri kalıplara sokulmaya çalışıyor.
Hem de duyguların baskı ve sınır tanımadığını bile bile…
Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki dünyada hiçbir güç, bir buçuk yıl önce kaybettiğimiz Köpüğümüze oğlum dememi engelleyemez.
Doğa’ya nasıl ana diyebiliyorsak diğer canlılar da bizim evladımız olabilir.
Bu bir kedi, köpek ya da kuş olabileceği gibi bir ağaç da olabilir.
Köpük’ün yaşlılığında sokaktan iki kedi daha aldık evimize.
Birine Paki, diğerine Şiva dedik.
İki kızımız oldu evimizde.
Şimdi üçüncüsü geldi; adı Tina…
Sözün özü;
Kim ne derse desin, hangi güç aksini iddia ederse etsin, gerçek yok edilemez Köpük benim oğlumdu…
Tıpkı Paki, Şiva ve Tina’nın kızlarımız olduğu gibi…
Biz tarifsiz bir sevgiyi yaşıyoruz ve hayatı paylaşıyoruz.
