Hatıranın Nefesi

Zeki ÖZDEMİR

“Aynı batında yatanların kokusu unutulmaz.”

Bu cümleyi ilk duyduğumda bir sözden çok bir hakikat gibi gelmişti bana. Çünkü kardeşlik, yalnızca aynı soyadını taşımak değildir. Kardeşlik, aynı rahmin karanlığından dünyaya yürümek, aynı annenin sevgisinde büyümek, aynı evin duvarlarına hatıra bırakmak demektir. Aradan yıllar geçse de, yollar ayrılsa da, hatta ölüm bile araya girse de o görünmez bağ kopmaz. Çünkü aynı batında yatanların birbirinde bıraktığı iz, zamanın silemeyeceği kadar derindir.

“Bu Dünyadan Asım Geçti” yazısını okurken tam da bunu hissettim. Yazı, bir insanın ardından kaleme alınmış sıradan bir hatıra yazısı değildi. Her satırında kardeşliğin sıcaklığı, özlemin sessizliği ve vefanın derinliği vardı. Kelimeler zorlanmadan akıyor, cümleler okuyucunun kalbine doğrudan ulaşıyordu. Yazının en güçlü yanı da buydu; samimiyeti. Çünkü gerçek acı bağırmaz, gerçek sevgi gösteriş yapmaz. O, satır aralarında kendini hissettirir.

Yazıyı okudukça insan, kaybedilen bir kardeşin ardından duyulan özlemin aslında bir yokluk duygusu olmadığını anlıyor. Çünkü kardeşlik yalnızca fizikî bir beraberlik değildir. Aynı çocukluğun içinden geçmek, aynı sofrada ekmek bölüşmek, aynı anne sesine uyanmak insanın ruhunda silinmez izler bırakır. Ölüm bedeni uzaklaştırabilir ama o ortak geçmişi ortadan kaldıramaz.

Bir insan bu dünyadan göçtüğünde önce sesi susar. Sonra adımlarının yankısı kaybolur. Ardından yüzü hatıraların derinliklerine çekilir. Fakat kardeş kokusu farklıdır. O, hafızanın en korunaklı yerinde saklanır. Bazen eski bir eşyanın kokusunda, bazen çocukluk günlerini hatırlatan bir rüzgârda, bazen de hiç beklenmeyen bir anda yeniden insanın karşısına çıkar. İşte o an anlarsınız ki bazı ayrılıklar kesin değildir. Bazı insanlar görünmez olsalar da hayatımızın içinde yaşamaya devam ederler.

Bu yüzden “Bu Dünyadan Asım Geçti” yazısını okurken yalnızca bir hüznü değil, aynı zamanda büyük bir vefayı gördüm. Yazının her cümlesinde kardeşine duyulan sevgi vardı. İnsanların birbirini çabuk unuttuğu, hatıraların hızla tüketildiği bir zamanda böylesine içten bir hatırlayış, başlı başına bir ahlak ve gönül örneğidir.

Asım bu dünyadan geçmiş olabilir. Fakat onu sevenlerin yüreğinden geçip gitmediği çok açık. Çünkü aynı batında yatanların kokusu unutulmaz. O koku, toprağa değil kalbe emanet edilir. Ve kalp, bazı emanetleri ömrünün sonuna kadar taşır.

Bu yazı bana bir kez daha şunu hatırlattı: Ölüm, kardeşliği bitiremez. Varlığın biçimini değiştirir sadece. Sevenlerin hafızasında, dualarında, hatıralarında ve en çok da o tarif edilmez kardeş kokusunda yaşamaya devam eder.