Asimetrik İlişkiler ve Kopuş

Kemal ASLAN

İletişim ile ilişki arasında diyalektik bir bağ vardır. Yaşamın hiçbir alanında ilişkisiz iletişim, iletişimsiz ilişki mümkün değildir. Çünkü her iletişim, sınırlı düzeyde de olsa bir ilişkiyi içerir. Bu ilişki mesafeli, soğuk ya da uzak olabileceği gibi; yakın, sıcak ve yoğun da olabilir. Aynı durum iletişim için de geçerlidir. Hangi düzeyde olursa olsun, ilişkiler iletişim içerir; iletişim de ilişkiseldir.

Bu saptama günümüzde aile, okul, iş gibi toplumsal alanların tümü için geçerlidir. Hayat, farklı zamanlarda farklı insanlarla karşılaşmaları beraberinde getirir. Bu karşılaşmalarda bireyler birbirlerine bir süre eşlik ederler. Ancak bu eşliğin sürmesi; iletişim, etkileşim ve ilişki olmadan mümkün değildir. Eşlik süreci kaçınılmaz olarak bağ kurmaya ve yakınlığa dayanır. Ne var ki bu bağın sürdürülebilmesi, ortak zamanlar ve ortak rutinler aracılığıyla mümkün olur. Ortaklıkların zayıflaması ya da ortadan kalkması, ilişki ve iletişimin de aksamasına yol açar.

Asimetrik ilişki tam da bu noktada ortaya çıkar. Tarafların birbirine ayırdığı zaman, görüşme sıklığı ve süresi, birlikte olma isteği, konuşma ve paylaşım için ortam yaratma çabası, zevk ve değer paylaşımının varlığı ya da yokluğu; ilişkinin simetrik mi yoksa asimetrik mi olduğunu belirler. Asimetrik ilişkide taraflardan biri, ötekine göre daha fazla verir, daha fazla uyum sağlar, kendinden vazgeçer. Bu durum zamanla hiyerarşik bir yapı üretir ve öznenin kendini giderek ötekine bağımlı kılmasıyla sonuçlanır.

Asimetrik ilişkilerde bir tarafın ilgisi ve merakı baskın hale gelir. Bu kişi sürekli ötekinin bulunduğu ortamlarda yer almaya, onunla karşılaşmaya ve iletişim kurmaya çalışır. Kendini edilgenleştiren bu tutum, ilişkinin tek taraflı da olsa sürmesi için sürekli adım atmayı içerir. Kaybetme korkusunun belirleyici olduğu bu süreç, ötekinin dolaylı biçimde de olsa bir hegemonya kurmasına zemin hazırlar.

Başlangıçta her ilişki ve iletişimde belirli ölçülerde asimetri anlaşılabilir ve kabul edilebilir. Ancak hiçbir ilişki, sürekli olarak asimetrik bir zemin üzerinde varlığını sürdüremez. Her ilişki, eşit düzeyde olmasa bile, asgari bir karşılıklılık içerir. Asimetrinin kalıcı hale gelmesi, zamanla ilişkinin ve iletişimin zeminini aşındırır; ilişki temelsizleşir.

İlişkilerdeki asimetri, tarafların statüsü, yaşları, yaşam koşulları ya da toplumsal konumları nedeniyle başlangıçta ortaya çıkabilir. Ancak bu durumun zamanla dengelenmesi ve aşılması gerekir. Eğer bu denge kurulamaz ve asimetri süreklilik kazanırsa, ilişki ve iletişim yürüyemez. Bu noktada kopuş bir tercih değil, zorunluluk haline gelir. Çünkü hayatın hiçbir alanında sürekli karşılıksızlık kabul edilebilir değildir. Böyle bir durum bireyde yıkıma yol açar; kişi kendini değersiz ve önemsiz hissedebilir. Oysa her insan, varoluşu nedeniyle değerlidir.

Asimetrik ilişki, gündelik yaşam pratiklerinde kendini efendi–köle diyalektiği biçiminde görünür kılar. Bu ilişki biçimi, ötekinin özneliğini aşındıran, onu yok sayan bir süreci besler. Edilgen hale gelen birey; merak edilmeyen ama merak eden, ilgi görmeyen ama ilgi bekleyen bir konuma itilir. Böylece ilişki ve iletişim, özneler arası bir bağ olmaktan çıkar.

Kendini, hayatı, toplumu ve dünyayı sorgulayan biri bu konumda kalamaz. Bağlandığı zincirleri tek tek koparır. Çünkü yaşamda her şey kendi dengesini arar; ilişkiler ve iletişim de bu dengeye ihtiyaç duyar. Aksi durumda kopuş kaçınılmazdır. Asimetrik ilişki ve iletişim, görmezden gelinerek sürdürülemez. Ancak daha eşitlikçi, hiyerarşik olmayan ve ötekinin özne olarak var olmasına alan açan bir zeminde anlam kazanabilir.