Nerede o eski yazlar?

Utku SÖLPÜKER

Yatağımın yanındaki vantilatöre ve açık pencereye rağmen aşırı sıcaktan bütün gece uyuyamadım. Beni sinirlendirmek istercesine kulağımın dibinde vızıldayan sivrisinek de cabası. Ancak sabahın serinliğinde birkaç saat gözlerimi kapatabilmişim. Uyandığımda hâlâ yorgundum.

Güneşi engellemek için evin tüm panjurlarını kapatmış olmama rağmen, öğleye doğru evdeki sıcaklık otuz üç dereceyi bulmuştu. Dışarıdaki sıcaklık ise 39 dereceymiş. Burası Fransa’nın üçüncü büyük şehri Lyon… Yapılan tahminlere göre bu şehrin iklimi 2050 yılına kadar Madrid, yüzyılın sonuna kadar da Cezayir gibi olacakmış. Çocukluğumun yazlarını düşündüm. Elbette o zamanlar da sıcak olurdu ama böylesini hatırlamıyorum. 

Dünya ortalama sıcaklığı sanayi devrimi öncesine göre yaklaşık 1,2-1,3 derece artmış. Bilim insanları bunun sera gazı salımlarındaki artışla ilişkili olduğu sonucuna varıyor. Giderek sıklaşan, şiddeti ve süresi uzayan aşırı sıcak hava dalgaları sadece Fransa’yı değil, tüm Avrupa’yı etkisi altına almış durumda. Uzmanlar bunun artık istisna olmadığını söylüyor. 24-25 Haziran günleri Fransa’nın en sıcak günleri olarak tarihe geçmiş. İlk defa gün boyu ortalama sıcaklık rekor kırarak otuz dereceye varmış. Paris, Bordeaux ve diğer bazı şehirlerde ise hava sıcaklıkları kırk derece ve üstüne çıkmış. 

Gün içinde evdeki balkon kapılarını karşılıklı açmama rağmen evde küçük bir cereyan dahi oluşmadı. Havluyu ıslatıp suyunu sıktıktan sonra rulo yapıp enseme koydum. Vantilatörün karşısına geçip kendimi koltuğa bıraktım. Keşke kiralık oturduğum bu evde bir klima olsaydı diye aklımdan geçirdim. Ama bu da daha kabarık bir elektrik faturası demek. Artık ısınma olduğu kadar soğutma için de çok enerji harcıyoruz. Zira Fransa’da sıcak hava dalgasının olduğu günlerde enerji ihtiyacı normal günlere oranla yaklaşık yüzde yirmi ile yüzde otuz oranında artış gösteriyormuş.

Televizyondaki haberlere bir göz attım. Ülkenin güneybatısındaki orman yangınlarından bahsediyordu. Yangınlarda Paris’in yaklaşık on katı büyüklüğünde bir alan yanmış. Üç günde evlerinden tahliye edilen yaklaşık iki yüz bin insan, yitirilmiş canlar, yanmış evler, arabalar ve geriye kalan küle dönmüş gri bir coğrafya… Bu sıcak havada alevlerle mücadele etmek ne büyük bir kahramanlık!

Öğlen vakti çocuklar “Karnımız acıktı.” demeye başladı. Cesaretimi toplayıp beş dakika uzaklıktaki fırına gitmek için evden çıktım. Daha yirmi metre yürümüştüm ki sanki Venüs’ün sokaklarındaydım. Aman Allah’ım, bu ne sıcak!.. Evden çıktığıma pişman oldum. Fırının içerisi dışarıdan da sıcaktı. Ekmekler fırından yeni çıkmıştı. Fırıncı ter içindeydi. Bir an, bu sıcakta ekmek pişirmeye devam eden insanların emeğine hayran kaldım. Ekmekleri alıp eve hemen geri döndüm. Fransa’da bazı işletmeler erken iş başı, erken paydos düzenine geçmiş. Ama bu herkes için geçerli değil.

Burada okulda sıcaktan bunalıp halsizleşen çocukların sayısı artınca bazı okullar normalden daha önce tatile girdi. Çocuklar başta tatilin başlamasına seviniyorlardı ama şimdi onlar da evde bunalmış durumda. Bu havada çocukları evde oyalamak sorun oluyor. Öğleden sonra çocukları Rhône Nehri üzerindeki Miribel Gölü’ne götürdüm. Çok kalabalıktı. Sahilde oturacak, suyun içinde ise yüzecek yer yoktu. Göl suyu hamam suyu gibiydi; hiç serinleyemedik. Ben güneş çarpmasından korktuğum için çareyi oradan ayrılıp biraz daha uzaktaki L’Ain Nehri’nin soğuk sularına girmekte bulduk. 

Fransa’da sıcak hava dalgası sırasında özellikle sıcak çarpması, susuz kalma ve bayılma gibi nedenlerle hastanelerin acil servislerine yapılan başvurular rekor seviyelere ulaşmış. Haziran sonundaki sıcak hava dalgası ölümleri artırmış. Fransa’da beklenen fazla, yaklaşık 5.700 kişi hayatını kaybetmiş. Hayatını kaybedenlerin büyük bölümünü yaşlılar oluşturuyormuş. Bu sayı, insanların doğrudan güneş çarpmasından öldüğü anlamına gelmiyor ancak aşırı sıcak kalp, akciğer ve böbrek hastalıklarını ağırlaştırarak ölümleri artırıyormuş.

Akşam saat on oldu ve biraz hava almak için ailecek şehir merkezine gittik. Hava baş edilebilir düzeyde sıcaktı. Birçok kişi bizim gibi düşünmüş olmalıydı ki Lyon’un Saint-Jean ve Bellecour gibi turistik yerlerine akın etmişti. Dondurmacıların önündeki uzun kuyruklar dikkat çekiciydi. Biz de sıramızı bekleyip dondurmalarımızı aldık ve Saône Nehri kenarında oturduk. Vadi boyunca tek bir esinti bile olmadığından ter içinde kaldık. Akşamın ilerleyen saatlerinde bile sokaklar ve binalar sanki hâlâ içten içe yanıyordu. O an çocukken Ege sahillerinde geçirdiğimiz yaz tatillerini düşündüm. Akşamları ne güzel eserdi. Şimdi ise akşam vakti artık insanı ferahlatmaya yetmiyor. Sanırım artık yaz mevsimini değil, sıcak hava dalgalarını yaşamaya başladık. Aklıma gülünç bir düşünce geldi. Acaba bir gün insanlar gündüzleri evlere çekilip hayatı gün batımından sonra mı yaşayacaklar? Neredeyse gece yarısı olmuştu ama eve dönmek istemiyordum. Çünkü evde bizi yine sıcak, huzursuz bir gece, uykusuzluk ve kulağımın dibinde vızıldayan o sivrisinek bekliyordu.

Temmuz 2026 Lyon