Ya Kıyamete Dahi Layık Bulunmazsak?

Buse GÜLİN

İçsel duyguların büyüklüğü dibi boylamış hassasiyetlerimizin tonundan konuşuyor. Koyu bir kahverengi hislerin sesi bugünlerde. Koşup yetişemediğimiz her rotanın düşmanı olmuş ruhani çöküşlerimiz var. Yapamazdık, yapamayız. Gücümüzün yetemeyeceği hiçbir şeye yarışmayı teklif edemeyiz. Bunu öğrenebildiğimiz gün yüceleceğiz. – En azından böyle umuyorum.

Travmaların asi bir gücü var. Kelepçeyi taksanızda, tepinerek ses yapıyorlar. Hele ki zemin ıslaksa, çamura bulanıyor zihnin içi.

Kirli dünyaların nesnesi konumundayız. Başkalarının eylemlerinin sonuçları bizim hayatımızı başlattı. Armağan edildiğimiz diğerlerinin coğrafyaları farklı olsa da, aynı eylemden türüyoruz. Yeşil, mavi, beyaz, siyah… Bağışlanmış genetik dediğiniz 20 dakikalık bir yakınlık. Her ceninin bir kaderi var. Kabulü zor ama finallerimizi sırtlanarak doğuyoruz.

Şeytanlarımızın zihnimize girişini kolay kıldığımızdan beri Tanrı’nın evinden uzaktayız. En son İsa göğe çekildi. Hatırlıyorum… Yüzyıllar önceydi… Hangi insan yükselebildi bir daha? Yarattığımız cehennemin içinde milim milim çürüyoruz…

Günahlarımız çekiyor zemine doğru. Omuz göğe doğru pozisyon alsa da, uzanamıyoruz mihraba.

Oysa, Tanrı hazır, geçit açık, kabulü garanti çok ruh var ama afrodizyak odaklı avamlıklar peşindeyiz. Bu “arınma” değil, “bulanma.”  – Daha derine, daha büyük bir pisliğe.

İnsan kendisini yansıması üstünden yargılamalı. Yanlışlarımızı dik dik bakarak, kendi suratlarımıza bağırmadan doğrultamıyoruz. Bükülmüş iyi niyetin bedeli solmuş hayatlarla eşleşiyor. Aynaların karşısında  çıplaklıklarımızla böbürleniyoruz.Öyle ya da böyle çıkartılmış kıyafetlerin üzerinden dahi yarıştırdığımız egolarımız var. Kendine sinsice müptela bir topluluğuz.- ama yanlış yerden ve yanlış anlamla.

Korkarım, ya Tanrı bizi bırakırsa?

Ya Hz. İsa ikinci kez gökten indirilmezse?

Kıyamete dahi layık bulunmazsak, bu küçük ve hasta dünya günahını nasıl çıkaracak dersiniz?