Ötekinin hayatında neyim?

Kemal ASLAN

Öznur’a

Başka bir yazı vardı kafamda. Onu da kısa zamanda yazacağım. Bu aralar hem işlerim yoğun hem de mevsimin rahatsızlıklarını yaşıyorum. Bir de hafta sonları yoğun biçimde katıldığım online dersler oluyor. Bir yere yazmayı düşündüğüm yazıya üç aydır başlayamadım mesela. İçimde birikmiş yazılar var.

Önce Öznur’a teşekkür ederdim benimle filmin bir anını paylaştığı ve bu düşünceleri yazmama vesile olduğu için. 

Filmi henüz izlemedim. Filmden çok kadının söylediği söz şu “Sana aşık olacağım. Beni geri sevmene gerek yok. Sana kalbimi vereceğim. Tamam mı? Tamam” Bu sahnenin öncesi ve sonrasını bilmiyorum izledikten sonra konuyu daha iyi anlayacağım. 

Bu sözler beni ikili ilişkiler üzerine yeniden düşünmeye itti. Acaba tek yanlı bir ilişki sürdürmek mümkün mü? Filmdeki sahneye göre ikisi bir bedensel bağ kurmuşlar. Bir ilişkide fiziksel bağ kurmak (aynı mekânda olmak sadece fiziki değil sanal da olabilir), süreklilik, merak, ilgi gerekiyor. Bunların olmadığı bir ilişkinin sürmesi bence olanaklı değil. İlişkiler, bazıları kabul etmese de bir ihtiyacı karşılar ve o yönde insanlar tercihlerde bulunur. Bu durumda dürtülerimiz, arzularımız, tutkularımız bizi harekete geçirir. Bazıları için bunları kabullenmek kolay değildir. 

Öteki ile arzuya, tutkuya dayalı ilişkilerde karşılık beklemek, karşılık aramak doğaldır. En saf halinizin ortaya çıktığı cinsel ilişki ortamında bu daha da somutluk kazanır. Ötekinin arzusunu hissetmemek giderek insanı ondan uzaklaştırır. 

Filmde bir kadının aşık olacağım demesi, bir tercihini gösterir. “Bundan sonra seni öncelikli hale getireceğim, hayatımın odak noktalarından biri olacaksın” anlamına gelmektedir. Yani ben “seninle bağ kuruyorum” diyor.  Benin ötekine karşı farkındalığı budur. Aşkta önemli olan ben’in benliğini, senin senliğini koruması kadar birlikte bizi oluşturmak gerekir. Biz olmak ortak alanlar açmak, birlikte kaliteli zaman geçirmeyi, benzer değerler, normlarda buluşmayı içerir. Biz olmadan öteki ile ilişkiyi sürdürmek olanaksız hale gelir. İki kişi bu bizi nasıl yaratabilecekleri konusunda düşünmeleri gerekir. Ya da eylemleri ile bizi yaratacak koşulları oluşturmaya çalışırlar. Birbirlerine zaman ayırmak, karşılıklı değer vermek, birbirlerini merak etmek, gündelik yaşama dair konuşmak. İkili ilişkilerde en zor olan da gündelik yaşama dair konuşmaktır. Birbirlerini görmedikleri zamanı merak etmeye dayandığı için olmadıkları zamanı nasıl geçirdiklerini öğrenmek karşılıklı ilgiyi somutlaştırmanın da bir yoludur. Bazıları konuşmak, anlatmak istemez, onların bu tavrına da saygı göstermek lazım. 

Arkadaşlık ilişkilerinde de yani tutkunun arzunun olmadığı durumlarda da bu önemlidir. Gerçi bazılarından ona dair enformasyonu almak için cımbız kullanmanız gerekir. Sözcükler cımbızla çıkar ağızlarından. Aslında bu konuda şiir yazılabilir. 

Kadının ilk sözü bedensel yakınlığın ya da fiziksel yakınlığın ortaya çıktığı bir durumda söylenebilecek bir söz. Bir ilişkinin nereye doğru evrildiğini göstermesi ve ötekine hayatında özel bir yer açtığını da ortaya koyması açısından bu söz önemli. Bu söz yakınlığın hissedildiği farklı ortamlarda da söylenebilir. Ancak kadının ikinci sözü üzerinde durulması gerekiyor: “Beni geri sevmene gerek yok. Sana kalbimi vereceğim. Tamam mı? Tamam” Şimdi, aşık olan birinin kalbini vermesi, en savunmasız biçimiyle, en saf haliyle kendisini ortaya koyduğunu gösterir. Üstelik, ötekinin olumlu ya da olumsuz hallerini bilmesine rağmen onu öyle kabul ettiğini de gösterir bu söz. Kaçımız kalbimizi bir başkasına kaç kere emanet edebildik ki? Korkularımız, önyargılarımız, güçlü egolarımız buna engel. Ancak sözün başındaki “beni geri sevmene gerek yok” ifadesi yaşamda sürdürülebilir bir durum değil. Kara sevda denilen durumda bu yaşanabilir. Ama orada âşıklar bir araya gelemez. Bir ilişkinin yaşandığı durumda bu ne kadar mümkün? Karşınızdakinin size değer vermediğini gördüğünüz, ilginize karşılık vermediği, önceliği olmadığını gördüğünüz durumda bir ilişkiyi sürdürmek ne kadar mümkün? Bağımlı kişilikler açısından takıntı nedeniyle de belki mümkün. Ancak her aşk, karşılıklı sevginin gösterildiği ortamlarda gelişir, büyür. Benim için sadece aşk değil arkadaşlıklar ve dostluklar da öyle. Bir ilişkinin mekanik hale geldiği, cinsellik dışında paylaşımların olmadığı durumda insan kendine ve ötekine yabancılaşmaz mı? Böyle durumlarda kendisinin sevilmediğini hissetmez mi? Öyle bir durumda ikili ilişki nasıl sürdürülebilir ki? Yani kadının anlık yaşadığı haz durumun da etkisiyle böyle bir sözü ifade etmesi anlaşılabilir. Ama her ilişkinin sürdürülebilirliği olmalı. Bunun için karşılıklı çaba, emek, birbirine zaman ayırma gerekiyor. Bunlar olmadan zaten arzu da tuktu da sönümlenir.

Arkadaşlık, dostluk, sevgililik gibi tüm ilişkilerde şu soruların yanıtı önemli: “Ötekinin hayatında yerim ne? Yerim var mı? Bunu hissediyorum mu? Bana hissettiriyor mu? Bu konuda çabası var mı? Çaba harcamak istiyor mu?” Eğer yanıtınız olumsuz ise ilişkileri sürdürmek, aşk halinin devam etmesi bence mümkün değil.