Arap diktatörler, Trump’ın yeniden seçilmesinden yana!…

HABERİ BURADAN DİNLEYEBİLİRSİNİZ.

ABD başkanlık seçimlerine sayılı günler kala, uzmanlar, seçimlerin özellikle ABD dış politikasında yaratacağı değişikleri tartışıyor. Ortadoğudaki totaliter rejimlerin Trump’ın tekrar seçilmesini umduklarını belirten Uzmanlar. Mısır, Suudi Arabistan gibi pek çok Arap ülkesinin Trump döneminde Amerikanın desteğini aldığına dikkat çekiyorlar.

Alman Yayın Kurumu DW Türkçe’de yer alan habere göre, Uzmanlar Trump’ın bir kez daha seçilmesi “otokratik liderler için bir zafer” olarak nitelendiriyor.  

Diktatörlüğe özenme.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, geçen yılki G7 zirvesinde Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah El Sisi’yi beklerken şöyle sorduğu basına yansımıştı: “Nerede benim favori diktatörüm?”

Milyonerlikten ABD Başkanlığı’na terfi eden Trump’ın dünyanın dört bir yanındaki otokrat liderlerle ilgili böylesine olumlu tonda konuşması sürpriz değil.

Trump daha önce de Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un’u “harika bir lider” olarak tanımlamış, Rus lider Vladimir Putin için “benden daha iyi bir insan” ifadelerini kullanmıştı. Eski üst düzey ABD’li yetkililer bunu “diktatörlüğe özenme” olarak açıklıyor. 

Arap liderlerden destek 

Uzmanlar, Liderlerin göreve gelip gitmesinde ABD dış politikasının aktif rol oynadığı Ortadoğu’da, Trump’ın davranışı diktatörlerce hak ihlallerine daha fazla tolerans olarak okunduğu görüşünde.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden Emir Magdi, Arap ülkelerinin Trump’ı desteklemelerinin sürpriz olmadığını belirterek şunları söyledi:

“El Sisi gibi Arap liderler, dünya çapında bir güç olarak gördükleri ABD’nin, basına sürekli saldıran, insan haklarını görmezden gelen, popülist politikalar uygulayan bir başkan tarafından yönetildiğini görmekten inanılmaz mutlular”

Beyaz Saray’da bir müttefik

Mısır açısından Trump’ın yeniden başkanlığa seçilmesi Beyaz Saray’dan bir kez daha güçlü bir desteğin gelmesi anlamına geliyor. 

Trump’ın selefi Barack Obama döneminde Washington, 2013’teki Mısır darbesini takiben doğrudan askeri yardımlarını askıya aldı. Apache hücum helikopterleri, F-16 jetleri ve 250 milyon doların da dahil olduğu bu yardımların askıya alınması, Washington’dan en fazla ekonomik ve askeri yardım alan ülkelerden biri için ağır bir darbeydi.

Magdi’ye göre. “Trump, bunun aksine Mısır’a doğrudan yardım yolunu seçti. Mısır istihbarat servislerinin rutin olarak aktivistleri ve muhalifleri hedef aldığı bir dönemde Kahire ile çoğu askeri ve güvenlik danışmanlığı için ayrılmış 1,4 milyar dolarlık “karşılıklı yardım” anlaşması imzaladı. “Kısacası, Trump’ın bir dönem daha seçilmesi El Sisi gibi otokratik liderler açısından bir zafer ve insan haklarını ayaklar altına almak için daha fazla alan anlamına geliyor”. 

Ancak El Sisi, ABD Başkanı’ndan neredeyse limitsiz destek alan tek Arap otokrat lider değil. 

Önce Amerika sonra Suudi Arabistan

Trump, Obama dönemindeki politikalardan dönüşün sinyalini, başkan olduktan hemen sonra, 2016’da ilk yurtdışı gezisini Suudi Arabistan’a yaparak vermişti. Suudi Arabistan’ın fiili lideri Prens Muhammed Bin Salman, pek çok Batı ülkesi kendisine mesafeli yaklaşırken Beyaz Saray’dan büyük ölçüde destek aldı. 

Trump yönetimi ABD’de yaşayan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de öldürülmesinin ardından Kongre’den gelen eylem çağrıları karşısında Prens Bin Salman’a kalkan oldu. Bunun yanı sıra, Suudilerin Yemen’de verdiği vahşi savaşa yönelik itirazlara rağmen Riyad ve müttefikleri ile 8 milyar dolarlık silah anlaşması imzaladı. 

ABD Başkanı, Suudi dış politikasını desteklemeyi bir adım öteye götürüp, Riyad’ın en büyük düşmanı İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan, Avrupalı müttefikleriyle arasını açacak şekilde çekildi. 

Joe Biden’ın reçetesi.

Peki ABD’de Trump başkanlık koltuğunu kaybeder ve rakibi Joe Biden seçilirse ne değişebilir?

Obama döneminden Eski ABD Başkan Yardımcısı Biden, daha önce Suudi Arabistan’ı “istenmeyen” olarak damgalamış ve Riyad’ın Yemen’deki savaşına ABD yardımını keseceği sözünü vermişti. Ayrıca insan haklarını ihlal edenlere karşı mücadele yürüteceği sözünü vermişti.

Biden, “İnsan hakları diğer ülkeler ile bağlantımızın çekirdeğini oluşturmalı, dış yüzeyini değil” demiş; başkan olduğunda Suudi Arabistan ve Çin ülkeleri kendi vatandaşlarının insan haklarını ihlal etmekten sorumlu tutacağını söylemişti.

Obama’ya daha önce başkan yardımcılığı yapan Biden’ın çevresini Obama döneminden kalan danışmanlarla çevrelediği belirtilirken geliştireceği politikaların da bu sebeple Obama dönemindekine yakın olması bekleniyor. 

Washington merkezli Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan Yasemin Faruk, “Ben Biden’ın İran ile daha az zıtlaşan politikasına Suudi Arabistan’ın uyum sağlamasını bekliyorum. Bunun yanı sıra ülke içindeki ve dışındaki muhaliflere, özellikle kadın aktivistlere yönelik baskıyı azaltması gerekiyor” değerlendirmesini yapıyor. 

Vites değişimi.

Bazı uzmanlar ABD’nin bölgedeki duruşunun Biden yönetimi altında da değişmeyeceği, zira Washington’un dış politikasını daha doğuya, yani Asya-Pasifik hattına kaydırdığı görüşünde. 

“Biden’ın başkanlığı, Trump’a göre çok fazla farklılık barındırabilir. Fakat hangi ABD başkanı gelirse gelsin Ortadoğu’dan uzaklaşacaktır” diyor Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nden (SWP) Guido Steinberg. Körfez üzerine araştırma yapan Steinberg, “Biden partisindeki sol kanadın ağzına bir parmak bal çalıyor. Fakat eninde sonunda, özellikle uzak Asya’ya olan dönüşü devam ettirecekse, Ortadoğu’da ABD’nin mevcut müttefiklerinin hepsine ihtiyaç duyduğunu kabul etmek zorunda kalacak” diyor. 

Müttefikler beklemede.

Biden’ın İran nükleer anlaşmasına daha sıkı koşullar altında dönme sözüne karşılık, ABD’nin Avrupalı müttefikleri ile aynı politikalara dönmesinin uzun vadede belirsizliğini koruyor.

Buna karşın Avrupalılar daha fazla işbirliğinin bölgedeki yaklaşımlarını güçlendireceğini belirtiyorlar. Alman Marshall Fonu’ndan Kristina Kausch, Özellikle diyalog ile çözülecek sorunlarda, Avrupa ile Washington’nın aynı aynı görüşte olmasının çok iyi bir gelişme olacağını söyledi.

Kristina Kausch, Trump yönetiminin maksimum baskı gibi bir yaklaşımı olduğuna dikkati çekerek, “Bu daha fazla kutuplaşma anlamına geliyor. Ancak diyaloğa geri dönebilirse, sanırım daha fazla fırsat karşımıza çıkacak.” dedi.