Kemal ASLAN
Bir insanı güldürmek en zor işlerden biridir. Gündelik hayatın yükünü taşımak herkesi giderek yoruyor. Şöyle bir rahat nefes almak, oturup dinlenmek, kimi zamanda gülmek istiyoruz. Gazı kaçan gazozlara döndük neredeyse, tatsız tuzsuz olmaya başladık. Sabahları toplu taşımaya bindiğimde herkesin yüzünden düşenin bin parça olduğunu görüyorum. İşe gitmenin zorunluluğunu, yaşamanın getirdiği gerilimi insanların yüzlerinden okumak mümkün. Hayat pahalılığı, karşılanamayan ihtiyaçlar, tatmin olamayan arzular… Kıstırılmışlık duygusu. Gerilim ve stres böyle durumlarda ister istemez artıyor. Herkes dertleri meze yapıyor, o zaman da neşeli olmak, neşeyi yaşamak imkânsızlaşıyor. Yaşadığımız günlerin özeti bu.
Sıradan insanları giydikleri kıyafetleri, yaptıkları sakarlıklarla, şakalarla, abartılı komik hareketlerle ve taklitler ile güldüren palyaçoların mesleklerini icra edemedikleri ve yaşlandıkları dönemi anlatan bir oyuna gittim: Küçük Bir İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor. Artık mesleklerini icra etmekten uzaklaşmış, yaşlanmış, insanları güldüremez hale gelmiş üç palyaço üzerinden gelinen aşamaya işaret eden oyun, palyaçoların şaşaalı günlerinden yaşlandıkça nasıl uzaklaştıklarını seyirciye aktarıyor.
Alkışlardan uzak bir şekilde yoksulluk yaşayan üç palyaço yaşamın kıyısında kendileri olmaktan uzaklaşmanın derin hüznünü yaşıyorlar. Yeteneklerini, becerilerini sergileyemeyen insan zamanın kıskacında giderek köreliyor. Üstelik yaşlandıkça sosyal ilişkileri ve olanakları da azalıyor, giderek yalnızlığa mahkûm hale geliyor. Palyaçolar, geldikleri durumun pek farkında değiller, alkış seslerinin sarhoşluğu ruhlarının derinlerinde kalmış. Oysa hayat merkezkaç kuvvet gibi işlevi yitirenleri fırlatıp atıyor, uzaklaştırıyor.
Shakespeare’in Hamlet adlı oyunundaki ünlü tirada ( “olmak ya da olmamak bütün mesele bu”) göndermede bulunan en yaşlı palyaço Peppino’nun oyunda söylediği “Palyaço olmak ya da olmamak, bütün mesele bu” ifadesi bir anlamda orada kalmayı, yeteneklerini sürdürmeyi içeriyor. Ama yaşlılık yeteneklerini de becerilerini de törpülüyor. Yaşlı palyaçonun söylediği bu söz, palyaço olmanın maddi koşullarının giderek ortadan kalkmaya başladığının bir itirafıdır. Her meslek, o işin bilgisine, tekniğine dair yapılabilirlik durumunu içerir; tersi durumda mesleğin icrası söz konusu olamaz. Palyaçoluk da bir meslek olarak toplumsal aktörlüğü içerir. Ama zaman herkesi ve her şeyi olduğu gibi onları da acımasızca törpüler. Zihin geçmiş günlerin o ihtişamlı anlarında takılır kalır. Artık insan, kendini gerçekleştirmekten adım adım uzaklaşır, zihni kabul etmese de.
Bir iş ilanı için önce Niccola gelir, ancak kapı açılmaz. Kafka’nın Şato’sundaki Bay K gibi başvurulacak makam ulaşılmazdır. Tüm kapılar onun gibi olanlara kapalıdır artık. Ama insanın içini kemiren bir umut vardır: Ya çağırırlarsa, ya kabul ederlerse. Küçücük de olsa her umut kırıntısı insanda beklentiye yol açar. Belki olurdan; neden olmasına doğru bir dönüş yaşanır; beklenti sapağında. Daha sonra Filppo gelir aynı mekâna. İkisi birbirlerinin gitmeleri için ayak oyunları yaparlar. Rekabetin acımasızlığını yaşarlar. Daha sonra onlar kabul etmese de hepsinin ustası Peppino gelir. O, onları çıraklık günlerinden hatırlamaktadır ama onlar bu gerçeği reddeder.
Önce birbirleriyle rekabet ettiklerinden her biri diğerinin oradan ayrılması için farklı kurnazlıklar sergilerler. Sonra vakit geçmesi için her biri kendi yeteneklerini sergilemeyi kabul eder. Niccolo, topla değişik oyunlar sergiler, Filippo ise bir karakutuya şişmemiş balonları atar, balonlar teker teker şişmiş biçimde ortaya çıkar. Diğer ikisinin palyaçoluk konusunda ustalık yapmış olan Peppino, birden kalp rahatsızlığı geçirmiş gibi devrilir. Diğer ikisi öldü sanarak onu hayata döndürmek için çabalarlar, sonra Peppino ölmediğini, onlarla dalga geçtiğini gösterir. Bunun üzerine her ikisi de ona tahta çanta ile ona vururlar. Yediği darbeler sonucu bu kez Peppino, gerçekten ölür. Sonra zaman geçer diğer iki palyaço da ölür. Ve birden bire kapı açılır, üçü de o kapıdan geçerek dünyadan ayrılır.
Sahne kapandığında seyircinin aklında bir dönem onları güldüren insanların zor, hüzünlü yaşamları kalır. Kimse alıştığı şeyleri kolay terk etmek istemez, ne ruhu ne bedeni, ne de yetenekleri aynı olmasa da. Zaman, dokunduğu her şeyi eskitiyor, solduruyor, yıllarının yükü taşınamaz hale geliyor. İnsanın bunu kabul etmesi zor olsa da yaşam herkesi ve her şeyi o büyük sona hazırlıyor, kaçınılmaz olana.
