Modern insan neden sürekli paranoyak? 

Buse GÜLİN

Bir dönem insanlar korkuyu yalnızca karanlık sokaklarda arıyordu. Artık telefon ekranlarında, haber başlıklarında, ekonomik belirsizliklerin içinde ve gündelik hayatın en sıradan anlarında arıyoruz; çünkü modern insanın zihni uzun süredir gerçek bir dinlenme hissi yaşamıyor.

Belki de bu yüzden huzur, günümüz insanına yabancı bir duygu gibi geliyor. Sürekli tetikte yaşamaya alışmış zihinler, sessizliği bile yaklaşan bir felaketin habercisi sanıyor. Bir mesaj geç geldiğinde, telefon bilinmeyen bir numarayla çaldığında, sevdiğimiz biri birkaç saat ulaşılmaz olduğunda ya da karşımızdaki kişiler ucu açık cümleler kurduğunda, zihnimiz doğrudan en kötü ihtimalleri üretmeye başlıyor.

İnsan bedeni kısa süreli korkular için yaratıldı. Ancak modern dünya korkuyu geçici bir duygu olmaktan çıkarıp kalıcı bir yaşam biçimine dönüştürdü. Ekonomik kaygılar, sosyal baskılar, politik gerilimler, dijital linç kültürü, sürekli erişilebilir olma zorunluluğu ve bitmek bilmeyen kriz hissi… İnsan zihni artık gerçek bir “güvende hissetme” alanı tanımıyor. Bu da insanın zihnini hırpalayan bir gerçekliği ortaya çıkarıyor:

Uzun süre boyunca korkuyla yaşayan toplumlar, bir noktadan sonra korkuyu normal sanmaya mı başlıyor?

Modern insanın en büyük trajedisi tam olarak bu cümlenin içinde döngüsel bir tahribat yaratıyor. Sürekli alarm hâlinde yaşayan zihinler, huzuru tanıyamayacak kadar yoruluyor. Hatta bazıları için huzur bile şüpheli hissettirmeye başlıyor; çünkü kaos uzun süre devam ettiğinde insan zihni sessizliği unutuyor.

Üzerinde asıl durulması gereken nokta korkunun varlığı değil, ona alışmış olmamız aslında; çünkü insan, uzun süre aynı anormalitenin içinde kaldığında, bir noktadan sonra onu fark etmeyi bırakıyor ve normal sayıyor.

Maalesef modern dünyada artık birçok olgunun temeli, anormalitenin içselleştirilmiş olmasına dayanıyor.