Kayıp Parçalar

Buse GÜLİN

Dünyaya bir kere ciğerlerimiz patlayana kadar nefes verdik sonra her birimizin adını koydular. İçine doğduğumuz evrenin kurallarına uygun hayatta kalma becerisi geliştirerek büyümeye bir odak geliştirdik çünkü insanın temel görevinin bu olduğu imajı her kültüre muntazam oturtulmuş durumda. Asıl beceri “hayatta kalabilmenin yükünü iyi göğüsleyebilmekmiş gibi” dikte edildiği için altı boş bir amaçla zaman tüketiyoruz. Oysa ki her türlü farkındalığın suratınıza çarpış biçimi müthiş bir pazarlıkla mümkün oluyor. Olgunluğunuzun kibiriyle bir viski şişesinin dibini bulduğunuzda tanışıyor olmanızda saklı bir amaç var. Öyle bir an ki, içkinizden peydanlanan zevkiniz boğanıza keder çığlığı olarak çöküyor. Günümüz dünyasında varlığımızı doğru anlamlandıramamışken, beraber yaşayan modern bir sürü olarak nasıl anlam çıkarabiliriz? Ya da anlam kazanılır mı dersiniz? Şartlar göz önüne alındığında, bu yapboz her halükarda bize fazla geliyor. Materyalist bir dönüte mahkumuz. Bu yüzden ayakları yere basan bir düzleme oturtmam gerekiyor bu örüntüyü.

Lütfen gözünüzde canlandırın. Önümüzde bir yapboz kutusu var. Pekte pahalı ve kalibre duruyor. İşçilik görünürde ince, detaylar fazlasıyla belirgin ama içinde parçalar yok. Öyle bir yüzsüz çaresizlik işte bu. İnşa etme lüksünüz yok, sadece önünüzde olanı izlemekle yükümlüsünüz. Tabi, Çaresizliğimiz kapasitesizliğimizden değil, bizden esirgenenlerden ileri geliyor. Şimdi kutunun içi dolu olsaydı, böyle mi olurdu? Neyi hayata geçirecektik bölünmüş parçaları birbirine ekleyerek? İşte, asıl mesele bu. Parçalar birbirine eklenip bir bütün olamasın diye kutu eksik geliyor. Parçalar tamamlanmamalı çünkü tamamlanırsa saklanan tüm varlığıyla görünür olur. Birliktelik muhteşem bir manzaranın kapısını açar. Bakana bir anlam yüklenir belki hayatlar değişir. – ama değişmemeli. Değişmesin diye işleyen bir çark var.

Direniş kısmi olarak çalışıyor sadece. Bir cesaretle farklı kutular sipariş etseniz de,  bakıyorsunuz hepsi eksik- hayati parçalar yok. Olay sadece sizin kutunuzda değil, her kutunun bir kusuru var. Piyasaya sürülmüş her kutunun noksanlığı aynı yerden kendisini gösteriyor. Tutmuyor puzzle, bir türlü çıkmıyor manzara. Öyle bir şey ki her parçanın birbirine tutunması lazım. Parçaların tutunmayı öğrenmesi gerekiyor. Eksik kutuların hevesle doldurulması..

Peki, eksikliklerine rağmen, insani çabayla her kutu muntazam doldurulabilir mi? Yok olan parçaların peşine zarif bir istikrarla düşsek mesela? Ama..  bazı parçaların geri döndürülemez kaderleri var. Bunlar hesaplanarak raflara diziliyor bu kutular.. Peki o zaman?

İnatla zihnimin duvarlarına dayanan bir fikir var. Parçayı bulamazsak, tutkalı olmamız lazım. Geri alınamayacak parçaların yokluklarını gidermek adına tutkal olmak gerekli. Yani birbirine daha sıkı yapıştırmak, boşluğu kapatacak ve manzarayı mükemmel kılacak kadar yapıştırmak gerekiyor. Kolektif bir duruş, mesajın ilanıdır değil mi? Sonuçta daraltılmış bir alanda, hiç bir boşluk var olamaz. Parçalar birbirine yapışırsa, boşluk ölür.

Parçayı bulmak lazım geliyor, alternatifi tutkalı olmak. Manzarayı tamamlamak ve bir daha hiç dağılmamak.

Not: Konu ne puzzle ne de eksik çıkabilen kutuları.

Sevgilerimle…